18 Kasım 2010 Perşembe

"DOĞUDAN BATIYA", ANADOLU ATEŞİ’NDEN SHAMAN DANS TİYATROSU’NA






Berna Kurt, 18 Kasım 2010


14 Kasım 2010’da Büyükçekmece Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde Shaman Dans Tiyatrosu’nun “7 Bölge’den 7 Tepe’ye / Doğudan Batıya” gösterisi sergilendi. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği’nin projelerinden biri olarak sergilenen gösteri yaklaşık 70-75 dakika sürdü ve 40’a yakın dansçı sahneye çıktı. 2004 yılında kurulan Shaman aynı proje kapsamında, farklı kültürlerden ve yaş gruplarından kişilere yönelik halk dansları atölye çalışmaları düzenleyip, dans, ritim ve müzik alanında eğitimler de veriyor. Kendi tabirleriyle “yerel-ulusal-evrensel geçişliliğini temel alarak, İstanbul’da yaşayan geleneksel dansların ve farklı dans disiplinlerinin harmanlandığı eserler sergiliyor”. Topluluğun dikkat çeken bir özelliği, proje kapsamında ortak çalışma yürüttüğü Lozan Mübadilleri Derneği, Şemeş Karmiel Dans Takımı, Maral Dans Topluluğu ve Bahçelievler Belediyesi THM Halk Korosu gibi gruplarla birlikte sahneye çıkacak olması. Bu gösteriler yalnızca İstanbul’un merkezindeki sahnelerde değil, Güngören, Bahçelievler, Kadıköy, Kayışdağı, Büyükçekmece gibi bölgelerde de sergileniyor.(1)

“Riverdance” çizgisi ve Türkiye’deki yansımalarıyla ilgili birkaç söz…


“Doğudan Batıya”, çeşitli dans sahnelerinin kolajından oluşan, geleneksel ve Batılı dans formlarını harmanlayan bir gösteri. Farklı bölgelerin danslarını kısmen sözlü anlatım ve gölge tiyatrosundan da faydalanarak sunan gösteride, 2000’li yıllarda egemen olmaya başlayan yeni bir dans estetiğinin hakim olduğunu söyleyebiliriz. Yani Avrupa’da Riverdance - Lord of the Dance gösterisinden ilham alarak gelişen, Türkiye’ye Sultans of the Dance (ve daha sonra Anadolu Ateşi) ile taşınan formattan (2) bahsediyoruz: geleneksel dans adımlarından beslenen kalabalık ve senkronize danslar, halk danslarının inceltilmiş, belki de “soylulaştırılmış” stilize yorumları, Batılı dansların ve akrobasinin eklektik sunumu, karşıt ritimli dansların art arda sergilenmesinden oluşan ritim düzenlemesi, evrensel temalar, orkestral düzenlemeli müzikal kayıt, ışık şovu, stilize kostümler… vd. İnsan ister istemez türün Türkiye’deki ilk temsilcisi olan Anadolu Ateşi ile karşılaştırma yapıyor. Yakınlarda Anadolu Ateşi - Evolution’ı da seyretmiş biri olarak benzerlikler kadar farklılıkların da bulunduğunu söyleyebilirim. Öncelikle iki grubun dramaturjik tercihleri arasında çok temel paradigmatik farklılıklar yok gibi görünüyor. Her ikisi de Lord of the Dance’in öncülüğünü yaptığı küresel şov formatını takip ediyor ama yaşadığımız toprakların dans kültüründen besleniyor; ayrıca evrensel temalar işliyor ve “hoşgörü” çağrısını dillendiriyor. Shaman’ın gösterisinde bütün renklerin buluşması fikri ile Mevlana’nın ünlü “ne olursan ol, yine gel” çağrısı vurgu alıyor. İlginç bir biçimde her iki gösteride de, otantik kostüm giyilen tek sahne zeybek solosuna ayrılmış. Atatürk’ün de sevdiği ve bizzat icra ettiği bilinen zeybek dansı “milli dans” mertebesine erişiyor. Seyircilerin birlik-beraberlik duygusuna seslenen gösterilerin birinde Türk bayrağı önünde toplu halay çekiliyor, diğerinde ise Atatürk’ün ünlü bir pozu beyaz fona yansıtılıyor. Tabii bu sırada bir alkış tufanı kopuyor.

Shaman Dans Tiyatrosu ve “Doğudan Batıya”


Dansın sunumu kadar üretim biçimine de önem veren biri olarak, seyrettiğim sahnelerin yaratılma sürecini merak ettiğimi söyleyebilirim. Bir “topluluk” görüntüsünün oluştuğunu düşünmüştüm. Virtüozite anlamında tüm kadroya yayılan ortalama bir düzey yakalanmıştı; bununla birlikte öne çıkan dansçılar da bulunuyordu. Sahneler daha çok bireysel ya da toplu doğaçlamalardan besleniyor gibi görünüyordu. Anadolu Ateşi’nin özellikle son gösterisinde ise, ağırlıklı olarak stilize halk dansı adımları icra eden kalabalık bir “corps de ballet”nin önünde Batılı danslar sergileyen solo dansçılar görüntüsünün çok daha hakim olduğunu söyleyebilirim. Shaman’ın web sitesini daha ayrıntılı incelediğimde bu konuya özel olarak önem verdiklerini fark ettim. “Manifesto” bölümünün başlığı “Üretim Sürecimizi Kolektif Bir Biçimde Gerçekleştiriyoruz” idi: “…Shaman Dans Tiyatrosu bünyesinde barındırdığı 40’ı aşkın sanatçıyla bir bütündür. Kooparatif usulü işleyen bir yönetim sistemi bulunan Shaman’ın her üyesi profesyonel sanatçıdır. Birliktelik inancını esas alan Shaman sanatçıları, 5 yılı aşkın zamandır, ortak üretimin ortak hareket etmenin ve bir takım olmanın güzel bir örneğini sergilemektedir.

Bu tercih, geleneksel ve Batılı danslar arasında bir üslup yaratma çabasını da beraberinde getirmiş. Yani eklektisizmin Anadolu Ateşi’nde olduğu kadar belirgin olmadığını söyleyebiliriz. Ağırlıklı olarak stilize yorumlar öne çıksa da, geleneksel danslardaki ince tavır farklılıklarını seyretmekten hoşlanan seyircilere hitap eden bölümler de söz konusu.

Gösteride halk danslarındaki geleneksel kadın-erkek dansı ayrımlarının ötesine geçme çabasından da bahsedebiliriz. Çok net anlaşılan, alternatif bir toplumsal cinsiyet dramaturjisinden bahsedemesek de, erkek ve kadın dansları arasındaki ayrımlarının silindiği sahnelerin varlığından bahsedebiliriz. Örneğin bir savaş sahnesinde Orta Batum dansını erkeklerle birlikte kadınlar da icra ediyordu. Ayrıca kadın dansları, beden teşhirine dayanmayan bir üslupla yorumlanıyordu. Örneğin oryantal dansını seyrederken korktuğum başıma gelmedi: keskin ve güçlü kadın dansları eril bakışı kırabiliyordu; kostümler de bu tercihi destekleyecek biçimde tasarlanmıştı.

Gösteri bütününe baktığımızda, bağımsız gibi görünen sahnelerin, tematik geçişlerle ve merkezdeki bir sevda hikâyesi etrafında birleştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Aynı çifti sürekli farklı aksiyonlarda hareket ederken takip eden seyirciden gerekli bağlantıları kurması bekleniyor. Açıkçası bu bağlantı kurma çabası bazen zorlama kalabiliyor.

Gösteride “geleneksel”in dozunu yüksek tutma çabasından da bahsedebiliriz. Karagöz-Hacivat, Aşık ile Maşuk sahneleri, geleneksel dans tavırlarının sergilendiği bölümler bu çabaya katkıda bulunuyor. Örneğin 9/8’lik danslarda, -piyasaya hakim olduğu şekliyle- oryantal dans etkisi görülmesine rağmen “göbek de atılabiliyor” olması önemli. Keza Anadolu Ateşi’nin son gösterisinde, dans türlerini “melez”leştirmenin bedensel tavırların, hareket inceliklerinin ve güzel ayrıntıların silinmesine de neden olabileceğini fark etmiştim.

Son olarak, müzik yorumlarında orkestrasyon ve Batılı müzikal düzenlemelerin yanı sıra, dans sahneleri için özel olarak üretildiği belli olan, sahneleri besleyen denemelerden de bahsedebiliriz. Örneğin erkeklerin mendil kapışması sahnesindeki esprili müzikal yorum, sahne aksiyonunu besleyen, teatral etkiyi güçlendiren bir işleve sahipti. Türkçe sözlü “soft” Türkü yorumları ile bazen arabeske de kayan yorumlar da bulunuyordu. Ancak bu toprakların müzikal zenginliği sahneye dans zenginliği kadar yansıtılamamıştı çünkü Anadolu’da konuşulan -Türkçe dışındaki- diller yine sessiz bırakılmıştı.

...
1999’da Sultans of the Dance’in (ve sonra Anadolu Ateşi’nin) kurulmasından bu yana sürekli açılıp kapanan dans grupları arasında sürekliliğini koruyabilen tek grup olan Shaman Dans Tiyatrosu, dans piyasasına hakim olmaya başlayan bu türe özgün bir yorum getirecek mi, zaman gösterecek. Kesin olan birşey var ki, geleneksel halk dansları ekip formatının yerini alan bu gösteri türü, hem halk dansı yarışmalarını hem de geleneksel dansların “alan”daki “yöresel” yorumlarını etkilemeye devam ediyor. Ve bu alanda üretim yapan herkesi de kendine göre konumlandırmaya zorluyor.

NOTLAR:

(1) Proje hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.istanbul2010.org/PROJE/GP_598223. Gösteri takvimi topluluğun web sitesinde bulunuyor: http://www.shamangrup.com/index1.html.
(2) Bu dans formatının kaynağı İrlanda’dır. 60’lı yıllara kadar içe kapalı bir ülke olan İrlanda’da, halk dansları alanında yaygın olan biçim, geleneksel dansların Türkiye’dekine benzer biçimde standartlaştırıldığı yarışma estetiğidir. Zamanla ülke sanayileşir, küresel dünyaya ve Batı merkezli kitle kültürüne açılmaya başlar. 1994’te bir Eurovision gecesinde kısa süreli bir “Riverdance” gösterisi sergilenir. Çok beğenilen bu gösteri zamanla uzun bir gösteri formuna evrilecektir. Artık İrlanda step dansı Batılı bir bakış açısıyla sahnelemektedir. Tap dansını, flamenkoyu, Rus halk balesinı İrlanda step dansı ile bir arada sunan bu yeni format, melez yapısı ve evrensel temaları sayesinde yaygınlık kazanır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Catherine Foley, Perceptions of Irish Step Dance: National, Global and Local, Dance Research Journal, Yaz 2001, s. 34-44.
(3) Türkiye’de halk danslarının milliyetçi söylemlerle ilişkisi tabii ki bu gösteri türüyle sınırlı değil; çok uzun bir tarihi var. Ayrıntılı bilgi için bkz. Arzu Öztürkmen, Türkiye’de Folklor ve Milliyetçilik, İletişim Yayınları, 1998.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Avrupa’nın Çağdaş Dans Ödülü, iDANS kapsamında İstanbul’da verildi


Berna Kurt, 1 Kasım 2010

iDANS’ın son etkinliği 31 Ekim 2010 gecesi garajistanbul’da gerçekleştirilen Prix Jardin d’Europe (Avrupa Birliği Dans Ödülü) ödül töreni ve kapanış partisiydi. Her yıl ümit vaat eden koreograflara verilen 10.000 Avro’luk ödülün üçüncüsünü, Romen-Sırp sanat kolektifi üyeleri Maria Baroncea, Eduard Gabia ve Dragana Bulut E.I.O adlı eserleriyle kazandı. Performanslarını “pratik çözümlerin ütopik bir kurmacası” olarak tanımlayan grup, sanatta değer üretimi ve bunun yeniden paylaşımı üzerine bir performans sunmuş ve istekli olan seyircileri ortak yaratıcı olarak sahneye çıkarmıştı. Seyirciler bilet fiyatı olarak da “gönüllerinden kopan” miktarı ödemişti.

Ödülün jürisini, festival kapsamında gerçekleştirilen “Kritik Çaba” çalıştayının farklı ülkelerden gelen on katılımcısı oluşturuyordu. Jüri üyeleri, 18-30 Ekim tarihleri arasında sergilenen on bir aday arasından A Mary Wigman Dance Evening eseriyle Fabián Barba’ya ve City eserleriyle Bloom! kolektifine de ikincilik ödülü verdi. İkincilik ödülü, sanatçılara yeni eserlerini hazırlamak için ikişer haftalığına başka bir kentte misafirlik imkânı sağlıyor. Misafirlik programlarının yürütücüleri ise Workshop Foundation (Budapeşte), danceWEB (Viyana), Ultima Vez (Brüksel), Workspace Brussels (Brüksel) ve Cullberg Ballet (Stockholm).

Canlı davul, zurna darbuka geçidiyle başlayan ödül törenini, festivalin sanatsal ve idari yöneticileri Gurur Ertem ve Aydın Silier sundu. Yarışmanın bütün adaylarına, performansları izleyen görsel sanatçı İrfan Önürmen’in kendileri için özel olarak tasarladığı birer eserin verileceği duyuruldu. Sahneye çıkan jüri üyeleri, adaylarla ilgili olarak hazırladığı kısa değerlendirme notlarını da gecenin katılımcılarıyla paylaştı. Professor eseriyle yarışan Maud le Pladec ile Still Standing You eseriyle yarışan Pieter Ampe ve Guilherme Garrido ikilisine de jüri özel ödülü verildi.

Gecede, yakın zamanda yitirdiğimiz tiyatrocu Beklan Algan’a da çağdaş dansa katkılarından dolayı onur ödülü verildi. Daha önceki festivallerde Şebnem Selışık Aksan ve Geyvan Mc Millen’a verilen ödülü, Beklan Algan adına sanatçı eşi ve kızı Ayla Algan ve Sevi Algan aldı. Festival programındaki bir eseri “bu ne boktan dans” ifadesini kullanarak eleştiren ve eseri iki gün çalışarak kendisinin de sergileyebileceğini belirten Hıncal Uluç “en samimi seyirci” ödülünün sahibi oldu. Ünlü bir sitenin güvenliğinden sorumlu olan ve programdaki bir başka eserin gerçekleştirilmesine “çok yardımı dokunan” Murat Pulak Orak da ödül kazandı. Son iki ödülün sahipleri ise geceye katılmadılar.

Gece, ödül töreninin ardından düzenlenen partiyle sona erdi. Partinin DJ’i Tod Ashley (Firewater), müzisyenleri de iKEDİ idi.

29 Ekim 2010 Cuma

Dora Stratou Dans Tiyatrosu Türkiye’deki İlk Performansı İçin İstanbul’daydı


Berna Kurt, 29 Ekim 2010

Yunanistan Dora Stratou Ulusal Dans Tiyatrosu 28 Ekim 2010’da Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde sahne aldı . Yunanistan Ulusal Dans Tiyatrosu, UNESCO Uluslararası Dans Konseyi Sarıyer Şubesi tarafindan davet edilmişti.

İstanbul için özel olarak hazırlanan, toplam iki buçuk saat süren iki perdeli programda 10’a yakın müzisyen 40’a yakın dansçıya eşlik etti. Yunanistan’ın geleneksel dansları ile Konya, Kapadokya ve Trakya bölgelerinden danslar birlikte sahnelendi. “Otantik” kostümlerin dikkat çektiği sahnelerde, farklı bölgelerin dansları, ekip formunda, çoğu zaman yerel tavırları inceltilmiş bir şekilde yorumlandı. Çember danslarının ve ikili yerleşimlerin ağırlıklı olduğu sahnelerde, özellikle ekip başı doğaçlamaları, finaldeki davul bölümü ve sololar seyirciden alkış aldı. Türk ve Yunan bayraklarının arka fona yansıtılmasıyla açılan sahneler, Anadolu müziklerinin art arda sergilenmesiyle son buldu.

“Yunan Dansının Yaşayan Müzesi” olarak bilinen grup, hafta boyunca projeye ev sahipliği yapan Sarıyer Belediyesi bünyesinde ücretsiz Yunan dansı dersleri verecek. Tiyatronun geleneksel nakış ve el işi koleksiyonları, motifler ve örnekleri ile beraber sergilenecek.

iDANS Kapsamında Düzenlenen Sergiye Saldırı


Berna Kurt, 17 Ekim 2010


Dün gece bir iDANS gösterisi daha seyrettim. Her sabah olduğu gibi uyanır uyanmaz e-mail’lerimi kontrol ediyordum; karşıma şöyle bir haber çıktı:[1]

…‘iDANS Uluslararası Çağdaş Dans ve Performans Festivali’ kapsamında Üsküdar, Beşiktaş ve Kadıköy meydanları için planlanan ‘Free Zone Istanbul’ (Serbest Bölge İstanbul) sergisi daha yerleştirme aşamasındayken Beşiktaş Meydanı’nda saldırıya uğradı. CHP Gençlik Kolları üyesi oldukları iddia edilen Kemalist grup sergide beğenmedikleri objeyi devirerek parçaladı. Sergideki 25 farklı objeden birisinde hava meydanlarındaki “ibadet bölgesi” işaretine gönderme yapılıyor ve üç büyük dinin simgelerinin yanında Atatürk’ün resmi yer alıyordu… Atatürk’ün bazı kesimler tarafından bir din gibi algılanıp algılanmadığını tartışmaya açan eser Beşiktaş meydanında bulunan CHP’li bir grubun tepkisini çekti. Başlayan tartışmaya Beşiktaş Belediyesi’ne ait bir otobüsten inen grubun da katılımıyla gerilim arttı. Bu arada tartışma konusu olan eser devrilip yırtılarak parçalandı.

Bimeras Kültür Vakfı yaptığı açıklamada, “ifade özgürlüğüne yapılan saldırıyı kınıyoruz. Bu saldırının Beşiktaş gibi İstanbul’un aydın bir semtinde gerçekleşmiş olması da oldukça düşündürücüdür” dedi. …Serginin sanatçılarından Rosan Bosch şu açıklamayı yaptı:

“Sergideki objelerin herbirinde bir soru var. Bu sorulara farklı yanıtlar verilebilir ve ifadelere karşı çıkıp tartışmak mümkündür. Ancak, tartışmanın mümkün olmaması bazı dogmaların olduğuna işarettir. Buluşup konuşup paylaşacağımız alanlar oluşturmayı hedefleyen bir projede çalışırken böyle bir durumla karşılaşmak beni çok üzdü.

Aynı haber Zaman gazetesinde “Beşiktaş’ta sanata saldırı” üstbaşlığıyla özetlenmişti: “Geçtiğimiz günlerde Tophane’de iki ayrı sergi salonuna gerçekleşen saldırı üzerine tartışmalar sürerken, bu kez CHP Gençlik Kolları üyesi olan bir grup genç, Beşiktaş Meydanı’nda sanatı ayaklar altına aldı.”[2] Bydigi Forum’da da “Sergiye bu kez Beyaz Türkler saldırdı” üstbaşlığı atılmıştı:“Kısa bir süre önce Tophane’de alkol tüketildiği gerekçesiyle bir sergiye yapılan saldırının ardından bu kez Beşiktaş’ta kurulma aşamasında olan sergiye de CHP’liler saldırdı. Saldırıda ‘ibadet gölgesi’ isimli eser parçalandı.”[3]

Olay taze olduğu için haberler şimdilik bu minvalde; genelde olay aynı kaynaktan beslenerek, ufak nüanslarla aktarılıyor. İfade özgürlüğü ihlali konusunda sicili kabarık bir ülkede yaşadığımız için, tahmin edeceğiniz üzere hep yakın tarihli Tophane olayına atıfta bulunuluyor.

Üç sitede de serginin kapsamından kısaca bahsediliyor: “Rosan Bosch ve Rune Fjord’un İstanbul için tasarladıkları sergi, alışılmış işaretleri dönüştürerek kent mekânlarındaki bazı alışkanlıklara ve kurallara mizahi bir bakış getirme amaçlıydı. Sergi böylece özel alan ile kamusal alan arasındaki sınırları incelerken, paylaştığımız ortak alanlarda birbirimizle konuşup tartışabileceğimiz yeni bölgeler yaratmayı hedeflemekteydi.”

Biz de serginin dahil olduğu iDANS Festivali’nin web sitesinden alıntılarla[4], sözü son kez etkinliği düzenleyenlere ve sanatçı/yaratıcılara bırakalım. Projenin içeriği ve hedefi, aslında yaşananları yorumlamak için güzel bir çerçeve sunuyor; yorum size kalmış:

“Danimarka’da yaşayan mimar/tasarımcı ikili Bosch & Fjord, performatif güncel sanat projeleri Free Zone İstanbul (Serbest Bölge İstanbul) ile trafik levhaları gibi gündelik hayatın koreografisini dikte eden işaretleri dönüştürerek kent mekânını farklı kullanımlara açıyor; kamusal alan ile özel alan arasındaki geçişken sınırları araştırıyorlar. Göteburg ve Budapeşte’den sonra İstanbul’a uyarlanan bu proje aynı zamanda uygulamalı ve esprili bir sosyolojik araştırma niteliğinde… Bosch & Fjord sanat, tasarım ve mimariyi harmanlayan, geniş kapsamlı ve çok amaçlı projeler yaratan bir ikilidir. Projeleri, kullanıcılarıyla ve lokasyonlarıyla yakın işbirliği ve diyalog içinde gerçekleştirirler. Böylelikle sanat gündelik hayatın işleyişinin organik bir parçası haline gelir. Ortaya çıkan sonuç sanatın işlevsel, tasarımın anlamlı olduğu projelerdir. Bosch & Fjord formların meydan okumasına ve sorular sormasına olanak veren mekânlar yaratır. Bu projeler nasıl düşündüğümüzü ve nasıl eylemde bulunduğumuzu araştırarak çalışma ve öğrenme metodlarını ve bunların organizasyonunu etkilemeye yöneliktir. Projeler genellikle mevcut oluşumlar ve yapılarda gerçekleştirilerek gündelik hayat üzerinde gerçek izler bırakır. Eski alışkanlıkları ve düşünüş biçimlerini kırarak diyaloğa açmak hedeflenir.”


[1] http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=55459

[2] http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1041238&title=besiktasta-sanata-saldiri

[3] http://www.bydigi.net/ilginc-konular/403517-sergiye-bu-kez-beyaz-turkler-saldirdi.html

[4] http://www.idans.info/2010/index.php?Festival=idans04&Application=performances&Language=tr&Url=&

11 Ekim 2010 Pazartesi

iDANS, “Kritik Çaba” ve Dans Üzerine Yazmak

Berna Kurt, 11 Ekim 2010

2008 yılının Temmuz-Ağustos aylarında Bimeras Kültür Vakfı’nın desteğiyle ImPulsTanz Uluslararası Dans Festivali’ndeki Critical Endeavour programına katılmıştım. Farklı ülkelerdeki dans yazarlarından eğitim almış, çok sayıda gösteri seyretmiş ve diğer katılımcılarla birlikte Ö1 Prix Jardin d'Europe çağdaş dans koreografları yarışmasının jüri üyelerinden biri olmuştum.(1) Bu sene bu programın üçüncüsü, 18-31 Ekim 2010 tarihleri arasında, iDANS İstanbul Uluslararası Çağdaş Dans ve Performans Festivali kapsamında, İstanbul’da gerçekleştirilecek. “Jardin d’Europe”(2) etkinliklerinden biri olan “Critical Endeavor (Kritik Çaba)”, çağdaş dans ve performans sanatları yazarlığında uzmanlaşmakta olanlara yönelik bir eğitim programı. Dans alanındaki eleştirel pratiklerin sorun, sorumluluk ve sorgularıyla yüzleşerek, hem nitelikli hem de erişilebilir bir eleştirel yazının gelişimine katkıda bulunmayı hedefliyor. Seminerlerinin eğitmenleri ise Gurur Ertem, Jean-Marc-Adolphe, Franz Anton Cramer, Pieter T’Jonck ve Tang Fu Kuen.(3) Çalıştay katılımcıları aynı zamanda 31 Ekim 2010 akşamı verilecek olan “Prix Jardin d’Europe” Avrupa Çağdaş Dans Ödülü’nün de jürisini oluşturuyor.

Türkiye’de sanat eleştirisi dendiğinde, öncelikle sinema ve plastik sanatlar alanları akla geliyor. Özellikle sinema eleştirisi, günlük gazetelerde yayınlanan vizyon filmleri üzerine tanıtım ve eleştiri yazılarıyla, sinema dergileriyle….vb. belli bir yaygınlığa ulaşmış durumda. Aslında sınırlı bir alanda eğitim veren “sanat tarihi” bölümlerinin mezunları da sergi eleştirileri yazıyor, belli dönemlerde sanatçılarla gerçekleştirdikleri röportajları yayınlıyorlar. Gazetelerde bazen müzik yazıları da yayımlanabiliyor, hatta müzik eleştirisi üzerine tartışma bile yürütülebiliyor.(4) Tiyatro eleştirmenliği ve dramaturji bölümünden mezun olan öğrenciler çeşitli internet siteleri ve tiyatro dergilerinde yazı yazabiliyorlar. Dans üzerine kalem oynatan birkaç kişi ise, yazılarını genellikle kendi blogları ve web sitelerinde yayınlıyor. Çünkü bazen tiyatro ya da sahne sanatları dergilerinde, hele de günlük gazetelerde yazı yayınlatmak için ciddi bir mücadele yürütmek durumunda kalabiliyorsunuz. Bu mecralarda önemli konumları tutmuş tanıdıklarınızın olması gerekiyor; onay aldığınızda da yazıları kısaltmanız, eleştirel bölümden çok tanıtım bölümüne ağırlık vermeniz…vb. talep edilebiliyor. Hatta bazen yazınız onaylanıyor ancak Türkiye’deki yüksek siyaset gündemlerinin sürekli değişmesi yüzünden sıra bir türlü dansa gelemiyor; siz de günlerce bekletildiği için eskimeye yüz tutan yazınızı geri çekmek durumunda kalıyorsunuz.

Günümüzde dans seyretmeyi ve yazı yazmayı seven birkaç meraklı, az sayıda koreograf ve zaten az sayıda olan dans akademisyeni, çok da sürekli olmayan bir biçimde yazı üretiyor. Geçmişte yazı yazan birçok kişi de Türkiye’de eleştiri kültürünün oluşmadığından yakınarak bu işten vazgeçtiğini söylüyor. Konservatuarlarda ders veren bazı hocalar yazı üretimini desteklemek için öğrencilere ödevler veriyor; belki birkaç genç bu işi sever de yazmaya devam eder diye düşünüyor. Çağdaş Gösteri Sanatları Girişimi (çgsg) ve Bimeras gibi oluşumlar da, bu alanda üretimi teşvik etmek üzere çalıştaylar düzenliyor.

Kısacası Türkiye’de dans alanında metinsel üretim çok yaygınlaşmış durumda değil. Böylesi bir ortamda da, dans eleştirisi alanında profesyonelleşmenin hayali bile kurulamıyor. İki sene önce ImPulsTanz’da, en çok bu işten ekmek kazanan insanlar gördüğümde şaşırmıştım. ABD’de ve Avrupa’da dans yazarları(5) günlük gazetelerde, performans sanatları dergilerinde kısa tanıtım ve değerlendirme yazıları yazarak geçimlerini sağlıyorlardı. Hatta bazıları ünlü koreografların yaratım süreçlerine katılıyor, onlara dramatujik destek sunuyor, bu süreçleri kayda geçirip, sonra da kitap olarak yayınlayabiliyorlardı. Gerçekten hayal etmesi bile güzel. Türkiye’de dans yazısı yazmanın, dans kitabı yayınlamanın, kitap çevirmenin yaygınlaşmasını, bu tür işlerin geçim kapısı olabilmesini sağlamamız gerekiyor. Bence “Kritik Çaba” işte bu yüzden de, hem eleştirel hem de “kritik” bir çaba.

NOTLAR:
1- Bu sürece dair izlenimlerimi şu yazıda toparlamaya çalışmıştım: ttp://www.bgst.org/dans/arastirma.asp?id=3&bn=1&righthtml=impulsTanz
2- Kısmen Avrupa Birliği Kültür Komisyonu tarafından desteklenen beş yıllık bir proje olan “Jardin d’Europe”un on adet Avrupalı ortağı var: Ultima Vez (BE), CCN Montpellier (FR), Workshop Foundation (HU), Lokomotiva (MK), Station (RS), 4Culture (RO), Cullberg Ballet (SE), Bimeras Kültür Vakfı (TR), Southbank Centre (UK), danceWEB (AT).
3- http://www.idans.info/2010/index.php?Festival=idans04&Application=ticket&Engine=Show2&Id2=2&Language=tr.
Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.jardindeurope.eu/index.php?id=48
4- Haziran 2010’da Radikal gazetesinde Serhan Bali, Dr. İlke Boran ve Cem Erciyes arasında müzik eleştirisi üzerine bir tartışma yürümüştü. Ben de dans alanında da bu tür bir tartışma yapılabilecek kadar yazılı üretim olmasını hayal etmiştim…
5- “Dans eleştirmeni” demekten imtina ediyorum; kısmen bu işin iktidarla ilişkisini sorunsallaştırdığım, kısmen de Türkiye’de nasıl bir tanımlama yapılabileceğinden emin olamadığım için.

26 Eylül 2010 Pazar

“DANS CAMİASI” DANS FORUMU’NDA BULUŞTU

Berna Kurt, 26 Eylül 2010

Dans Platform İstanbul’un ana festival haftası, 22 Eylül 2010 Çarşamba gününe yayılan bir forumla ve akşam gerçekleşen “şantiye” gösterimleriyle birlikte sona erdi. Forum platformunun amacı “dans sanatıyla ilgili kuramsal tartışmaları alandaki yaratıcı pratiklerle çarpıştırmak, Türkiye’de dans sanatının mevcut durumunu gözler önüne sererek gelecekte sahip olması öngörülen koşulların neler olması gerektiğini sorgulamaktı… Dansta çağdaş eğilimler, dans eğitimi, kültür yönetimi ve eleştiri gibi başlıkların tartışılması” hedeflenmişti.(1)

“Kurumsal ve bağımsız kanattan temsilciler eşliğinde, Türkiye’de dans sanatının mevcut durumunu sorgulamak ve dansın bir “kültürel alan” olarak inşa edilebilmesi için atılması gereken adımları tartışmaya açmak üzere”(2) Dans Forumu’na katılan konuşmacılar şöyleydi: Rengim Gökmen, Mehmet Balkan, Candaş Baş, Handan Ergiydiren, İlyas Odman, Arkın Zirek, Maral Ceranoğlu, Ayrin Ersöz, Nilay Y. Güngör, Aylin Kalem, Şafak Uysal, Volkan Ersoy, Tuğçe Tuna, Zeynep Günsür ve Aydın Teker. Ele alınması istenilen konu başlığı ve sorular Dans Platform İstanbul karşılama masasındaki soru kutusuna atılmıştı. Forum sırasında bunlara eklemeler yapıldı. Cemal Reşit Rey ana sahnede, Beyhan Murphy’nin moderatörlüğünde, üç oturum şeklinde gerçekleşen foruma gün boyunca değişen yoğunluklarla yaklaşık 50-60 kişi katıldı.

Başlangıçta belirtilen iddialı hedeflerden çok, alanda üretim yapan insanların karşılaştığı sorunlar ve pratik çözüm önerilerinin tartışıldığı bir gün yaşandığı söylenebilir. El ilanlarında geçen ifadeyle “klasik ve çağdaş-tüm dansçıların katılımı beklenen” bu toplantıya, aslında dans camiasının bu iki kanadı arasındaki iletişim kopukluğu ve bunu aşmaya yönelik öneriler damgasını vurdu. Devlete bağlı, kurumsal opera-bale dansçıları ile bağımsız dansçılar ya da klasik bale icra eden dansçılar ile çağdaş dansçılar…vd. (bu ikilikler çoğaltılabilir) arasındaki iletişim eksikliği sık sık dile getirilen bir sorundu. Bunu aşmaya yönelik bir arayüz işlevi görebilecek dans konseyleri…vb. dile getirildi. Kadrolu ama işlevsiz, üretimsiz klasik bale dansçılığına dayanan devlet memurluğu sistemi sorgulandı; dans alanında sürekli “audition”ların yapıldığı, üretkenliğe ve rekabete dayalı bir ortam ihtiyacı dile getirildi. Bahsi geçen iki alanın aslında iç içe geçtiği, bu tür ikiliklerin hem sahne pratiklerinde hem de eğitim alanında işlevsiz kaldığı, Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de disiplinler arası bir sanat ortamının oluştuğu da dile getirilse de, bu temaya çok sık geri dönüş yapıldı. Türkiye’de bu iki alan arasında geçişkenlikler kurgulanmaya çalışılırken, örneğin geleneksel dans (forumda geçtiği haliyle “folklor”) ya da tango, salsa…vb. kursları yoluyla yaygınlaşan popüler/sosyal dans alanlarıyla ilişkiye değinen olmadı.

Foruma damgasını vuran bir başka konu da dans eğitimiyle ilgili sorunlar idi. “Yabancı ülkelerde neden bu kadar az Türk koreograf var?” sorusuyla başlayan konuşmalar, konservatuar eğitimine yönelik örneklerle devam etti. YÖK sistemi sorgulandı, dansçıların yabancı dil ve kuramsal dans eğitiminin eksik kaldığı vurgulandı, yalnızca bedenin eğitilmesinin yeterli olmadığı ifade edildi. 1948’den bu yana kurumsal olarak klasik Batılı dansı eğitiminin verildiği ülkemizde, sorunun dansçıların teknik yetersizliği olmadığı, bu anlamda aşama kaydedildiği, ancak ciddi bir yaratıcılık sorununun yaşandığı belirtildi. Kendini ifade etme, özgünlük, yaratıcılık potansiyellerinin de verilen eğitimler sırasında törpülendiği dile getirildi. Eğitimcilerin sayısının ve kalitesinin arttırılması gerektiği vurgulandı.

Avrupa’nın 90’lı yıllardan itibaren çağdaş dansın merkezi haline geldiği, belli bir dans endüstrisinin oluştuğu, özel sektör ile devlet kurumlarının destek verdiği dans okullarının açıldığı, yaratıcı ve bağımsız koreograflarının da P.A.R.T.S. gibi özel “company” okullarından yetiştiği belirtildi.

Telif hakları, sendikalaşma, dansçıların iş imkânlarını ve seyirci kitlesini arttırmak için yapılması gerekenler, mekân ve altyapı sorunları, dans yazılarının çoğaltılması ve eleştiri kültürünün oluşturulması, temsillerin sürekliliğinin sağlanması, dans alanında sivil örgütlenme gibi meseleler de bahsi geçen, ancak yukarıdakiler kadar tartışılmayan başlıklar arasındaydı.

Dans camiası içindeki 18 yaş üstü herkese açık tutulan forum, dans alanındaki sorunları gündeme getirmesi, farklı alanlardan katılımcıları buluşturması anlamında olumlu bir adımdı. İstanbul 2010 projelerinden sadece biri olan bu buluşmaya dair beklentileri sınırlı tutmak gerektiğini düşünüyorum. Bahsi geçen sorunları çözmeye yönelik somut adımlar atabilmek için, bu tür buluşmaları daha sık ve sonuç alıcı bir biçimde örgütlemek gerekiyor. Geniş katılımlı toplantılar örgütlemenin çok kolay olmadığını biliyorum; nitekim forum örgütleyicileri de bu süreçte yaşadıkları sıkıntıları dile getirdiler. Buluşmak için İstanbul 2010 bütçesi almak gerekmiyor. Niyetin, enerjinin ve tabii ki belli dertlerin olması gerekiyor. Bu toplantı sadece bale ve çağdaş dans alanlarında bile yeterince “dert”in olduğunu gösterdi.

NOTLAR:
(1)http://www.istanbul2010.org/PROJE/GP_598104
(2)Forumun el ilanından alındı.

27 Temmuz 2010 Salı

Anadolu Ateşi, Shaman Dans Tiyatrosu…vd.: Geleneksel Danslar “Evrim” Geçiriyor…


Berna Kurt, 27 Temmuz 2010

Sezonun bitmesiyle birlikte, yaz rehaveti İstanbul’daki kültür-sanat etkinliklerine de yansıdı. Ana akım medyaya AKM üzerinden yürütülen kültürel-siyasi mücadele ile elitist klasik müzik dehamız Fazıl Say’ın ateşlediği arabesk tartışmaları damgasını vururken, dans sahnesinde ise en çok Barbaros ile Anadolu Ateşi Evolution gösterileri konuşuldu.

Anadolu Ateşi gösterisinin yeni versiyonu olan “Anadolu Ateşi Evolution”da oryantal dans bölümleri ile Kafkas erkek soloları arttırılmış, yeni çağdaş semah koreografisi ile akrobatik bölümler eklenmiş, iyi-kötü mücadelesi ve sema bölümleri revize edilmişti. Geleneksel dansların daha da fazla stilize edilmiş olması dikkat çekiyordu. Farklı dans formlarını eklektik bir şekilde sunan topluluğun gösterisinde bale dansçılarının düetlerinin arkasında kalan grup geleneksel dansların stilize yorumlarını canlandırır, senkronizasyona dayanan bu kalabalık sahnelerle “birlikten kuvvet doğar” mesajı verilirdi. Bu son gösteride ise Teke ve Roman dansını, halayı ve horonu ayırt etmek iyice zorlamıştı çünkü geleneksel dansı seyirlik hale sokmanın biricik formülü olarak kabul edilen bacak kaldırma biçimleri bütün danslara sirayet etmişti. Roman danslarını daha çekici kılmak üzere eklenen oryantal bölümleri, her iki dansa da haksızlık eden garip bir melez tür yaratıyordu. Müzikal akışla ilişki kurmayan hareket serileri seyri iyice zorlaştırıyordu. Tüm bunlarla birlikte, gösterinin ritmik düzenlemesinin oldukça iyileştiği, yoğun bir teknik eğitimden geçen dansçıların virtüozite düzeylerinin yükseldiği de söylenebilir.

Ancak en dikkat çekici “evrim”, gösterinin oluşturduğu milli birlik havasının bilinçli bir şekilde güçlendirilmesiydi. Sahnede geleneksel kostümüyle ve tavrıyla birlikte temsil edilen tek yerel dans tek kişilik bir zeybekti. Tarihsel olarak “milli dans”ımız haline gelen zeybek dansı, en çok alkış alan bölümlerden biriydi. Final bölümünde arka fona yansıtılan Türk bayrağı, Mustafa Erdoğan’ın halay çektiği selam bölümünde bizzat kendisi tarafından işaret edilerek vurgulanıyor, “birlikten kuvvet doğar” mesajını alan seyirci, evine milli birliğimizin sembolü Türk bayrağını alkışlayarak dönüyordu. Konjonktürel gelişmelere göre uyarlanan gösteride sema bölümünden sonra dinlerin kardeşliği fotoğrafı gösteriliyor, ezan ve çan, cami ve kilise bir arada sunuluyordu. Daha çok orta yaşlı ve orta sınıf bir seyirci kitlesinin takip ettiği şovdan fazlasıyla etkilenen Hıncal Uluç’un “Bir Anadolu Zaferi” başlıklı yazısı da bu milli birlik ve milli gurur dramaturjisinin bir özeti gibiydi (1):

“Michael Flatley’nin Lord of The Dance’ından birkaç gün sonra, yeniden seyretmek hoş oldu Anadolu Ateşi'ni.. İrlandalı dansçıları nasıl bir kaç kez katladığımızı gördüm…Onlar başlattılar, 1990'ların başında doğrudur. “Biz …daha iyisini yaparız. … Anadolu'nun halk dansları kültürü muhteşem zengindir.” dedik.. Ve işte yaptık da… Lord of The Dance ne kadar cılız, ne kadar ruhsuz geldi, Anadolu Ateşi ve Troya’nın rengarenk coşkusundan sonra.. … bir kez daha gözlerim yaşardı.. Sahnenin arkasındaki yuvarlak ekranda bir ayyıldız.. O ayyıldızın önünde muhteşem şovu tamamlamış, el ele seyirciyi selamlayan ekip ve arenada ayakta çığlıklar atarak tempo tutan binlerce seyirci.. Bu sahne, 2001 yılından bu yana 80 ülkenin 224 kentinde, 3 bin defa ve toplam 21 milyon seyirci önünde tekrarlandı. ... Mustafa Erdoğan ve arkadaşları, başlarının üzerinde Türk Bayrağı, dünyayı fethe devam ediyorlar.
2001 yılındaki ilk temsilin ardından “Siz Dansın Sultanları mucizesini hazırlayanlar.. Siz tarih yazdınız.. Siz krizler ülkesinde umut, siz güven, siz cesaret oldunuz.. Siz gurur oldunuz!.. Siz sıkılası eller, öpülesi alınlarsınız. Siz Anadolusunuz” demiştim.. Anadolu Ateşi dünyayı aydınlatmaya devam ediyor!..


Lord of the Dance - Anadolu Ateşi çizgisini devam ettirmeye çalışan diğer gruplardan farklı olarak belli bir sürekliliğe ulaşabilen Shaman Dans Tiyatrosu da bu sıralar İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği’nin ana projelerinden birini gerçekleştiriyor. (2) “7 Bölge’den 7 Tepe’ye” projesi kapsamında, farklı kültürlerden ve yaş gruplarından amatör dansçılara yönelik atölye çalışmaları düzenliyor, dans, ritim ve müzik alanında eğitimler veriyor. İstanbul’un sosyal ve ekonomik açıdan sıkıntılı bölgelerinde faaliyet yapma zorluğu çeken gençlere, kimsesiz çocuklar yurtlarından seçilen çocuklara ve işitme engelli çocuklara eğitim veriyor. Ayrıca İTÜ Türk Musikîsi Devlet Konservatuarı Türk Halk Oyunları Bölümü ve Mimar Sinan Üniversitesi Bale Ana Sanat Dalı Modern Dans Bölümü öğrenci ve mezunlarıyla birlikte çalışma yürütüyor. Son birkaç aydır da bu eğitimlerin sonucu olarak gösteriler düzenliyor. ‘‘Sanki hep burada yaşamışız gibi’’ alt başlıklı sahne gösterisinde, yerel-ulusal-evrensel geçişliliğini temel alan topluluk, İstanbul’da yaşayan geleneksel dansların ve farklı dans disiplinlerinin harmanlandığı gösteriler sahneliyor.

Geleneksel dans alanında “ana akım”ı temsil eden Anadolu Ateşi ve onu takip eden Shaman Dans Tiyatrosu dışında, 2001’de kurulan Türkiye Halk Oyunları Federasyonu’na bağlı çeşitli dernekler, halk eğitim merkezleri, Devlet Halk Dansları Topluluğu (3) gibi devlet kuruluşları, konservatuarlar, üniversite kulüpleri ve topluluklar da gösterimlerde bulunuyorlar. Bu kurumlar genellikle dansları yerel tavırlarıyla sergilemeye özen gösteriyorlar. 1975’te kurulan Devlet Halk Dansları Topluluğu’nun öncülük ettiği serbest sahneleme ve stilizasyon anlayışını küresel bir şova dönüştüren Anadolu Ateşi’nin biçimlendirdiği bu ortama ayak uydurmaya çalışıyorlar. Bugün İstanbul’daki özel okullarda halk dansları hocaları yerine Anadolu Ateşi benzeri gruplar kurabilecek formasyona sahip eğitmenler aranıyor. Batılı dans eğitimi alan konservatuar öğrencileri para kazanmak için Anadolu Ateşi, Shaman gibi topluluklarda dans edebiliyor. Kısacası, eskiden folklor camiasına egemen olan yarışmaların davullu zurnalı ekileri, günümüz koşullarında rağbet görmüyor. Bu boşluğu, ciddi bir ekonomik gücü arkasına alan, küresel, teknolojik gelişmelere ve siyasi ortama ayak uyduran, farklı dans disiplinlerini bir arada sunan ve kendisine belli bir pazar yaratabilen Anadolu Ateşi Evolution gibi şovlar dolduruyor.

Notlar:
fotoğraf: http://www.haberciniz.biz/haber/anadolu-atesi-marmarisi-2.-kez-buyuledi-mugla--680403.html
(1) http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2010/07/03/bir_anadolu_zaferi
(2) bkz. http://www.istanbul2010.org/PROJE/GP_598223
(3) “Anadolu’dan Damlalar” adlı dans tiyatrosu gösterisinden sonra, son olarak Temmuz ayında yeni gösterileri “Türkler”i sergilediler.

18 Temmuz 2010 Pazar

DANS ÇEVİRİLERİ İÇİN YARDIMCI SÖZLÜK (TASLAK)

Berna Kurt, 23 Eylül 2009

Aşağıdaki çalışma, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) Dans Birimi’nde ve Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde (BÜFK) yürütülen çeşitli çeviri çalışmalarından derlenmiştir. Çok sayıda çevirmen, redaktör ve editörün emeklerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.
Türkçe karşılıklar birer öneri niteliğindedir. Her kelime ya da terim, cümle ve bağlam içinde farklı şekillerde de çevrilebilir…



Orijinal kavram, ifade ya da kullanım ve Türkçe karşılığı

act one, act two…: birinci perde, ikinci perde….
action: eylem
actor / actrist: oyuncu
aesthetic ideals: estetik idealleri
agit- prop: ajit-prop
alienation: yabancılaştırma
allegro: allegro(1)
analogy: analoji
ancient: eski
anomymous: anonim / isimsiz
art dealer: sanat simsarı
art object / work of art: sanat eseri
artistic and political context: sanatsal ve politik bağlam
aura: atmosfer
authentic costume: otantik kostüm
authenticity: otantiklik
baby ballerinas: bebek balerinler
backstage: kulis, sahne arkası
ballet: bale
ballet à entrées (Fr.): antre (giriş) baleleri
ballet company: bale topluluğu
ballet d’action (Fr.): dramatik bale (2)
ballet de cour (Fr.) / court ballet (İng.): saray balesi (3)
ballet mascarade (Fr.): maskeli bale
ballet vocabulary: balenin hareket dağarcığı
ballet-pantomime: pandomim bale
ballroom dances: salon dansları
barefoot dancing: çıplak ayak dans
barrework: bar çalışması
basse danse: basse danse (4)
b-boy dancing, break dance, popping, locking: b-boy dansı, break dans, popping, locking(5)
bit: bölüm (sahne içinde bir bölüm anlamında)
black box: kara kutu
body: beden
body art: beden sanatı
body installation: beden enstalasyonu/beden yerleştirmesi
breeches role: kadının oynadığı erkek rolü
bulky: kaslı
butoh: butoh (6)
centrework: orta çalışması
charleston: çarliston
choreographic pattern: koreografik düzen
choreographical stategy: koreografik strateji
choreology: koreoloji (7)
clog dance: klog dansı (8)
coda:final (balede)
comédie ballet (Fr.): komedi balesi
company: topluluk / grup / kumpanya
compile: derlemek
concept of movement: hareket anlayışı
conceptual dance: kavramsal dans
concert dance: sahne dansı (9)
contemporary dance scene: çağdaş dans sahnesi
contemporary dance/theatre: çağdaş dans/tiyatro
content: içerik
conventional: geleneksel
corporeality: bedensellik
corps de ballet: corps de ballet (10)
costume parody: kostüm parodisi
counter dance: eşli dans
court costumes: saray kostümleri
cross-dressing: kılık değiştirmek,karşı cinsin kıyafetlerini giymek
dance as a performance art: performans sanatı olarak dans
dance form: dans formu
dance object: dans eseri
dance pathfinder: dans rehberi
dance teacher: dans eğitmeni
dance theatre: dans tiyatrosu
dance-drama: dans-drama
dance-performance: dans-performans
dancer: dansçı
dancing master: dans ustası
degree of deflection: dönmenin açısı
demi-coupé: demi-coupé (11)
demi-pointe: demi-pointe (12)
diminuendo: diminuendo (13)
disband a group: grubu dağıtmak
distance: mesafe
divertissement: divertimento (14)
drama drama / tiyatro / oyun
dramatic action: dramatik aksiyon
dressed in drag: kadın kıyafeti giymiş
early moderns: ilk dönem modern dansçıları
editing: kurgu
effect: etki
emotion: duygu
entry: antre (sahne girişi)
estrangement: yabancılaştırma
ethnochoreology: etnokoreoloji (15)
eurhythmic: orantılı, ritmik düzene ait (16)
eurhytmics: eurhytmics
event: olay / etkinlik
everything is for the spectacle:herşey sahne için
exercise: alıştırma
experimental dance: deneysel dans
expression dance: dışavurum dansı
expressionism: dışavurumculuk
expressionist dance: dışavurumcu dans
extension: uzama/esneme
extremities: eller ve ayaklar
floor patterning: sahne düzeni
floorwork: yer çalışması
folk dance: halk dansı
footlight: taban ışığı
form: biçim / form
formalism: formalizm
fouetté: fouetté (17)
founding fathers and mothers: kurucu babalar ve analar
free dance styles: serbest dans stilleri
free dancer: bağımsız dansçı
front-of-house: bilet satıcısı
full-frontal format (sinemada):tam-cephe formatı
gallop dance: galop dansı (18)
genre:tür
gesture:jest
gestus: gestus
happening: happening (19)
hopping dances:zıplamalı danslar
iconoclast: putkırıcı
illusion of weighlesness and effortlesness: çabasızlık ve hafiflik yanılsaması
imaginary of unified, well-coordinated, healthy and well-functioning society: tek vücut, sağlıklı, düzenli ve muntazam işleyen bir toplum imgesi
imagination: imgelem
impresario: empresaryo (20)
in modern idiom: modern üslupta
industrial movement studies: endüstriyel hareket çalışmaları (21)
installation: enstalasyon / yerleştirme
interval: aralık
intoxication: kendinden geçme
inventing folk-dance: halk dansını yaratmak
jazz tap dance: caz tap dansı (22)
kinaesthetics: kinestetik (23)
kinesphere:hareket alanı (24)
kinetic: kinetik
kinetography Laban: Laban kinetografisi (25)
laboratoire: aboratuvar
Le Roi Soleil (Fr.): Güneş Kral
lecture demonstration: performatif sunum
leotard: mayo
libretto: libretto (26)
linoleum set: linolyum dans zemini
live art: canlı sanat
manifeste du choréographe (Fr.): koreograf manifestosu
market value of the dance object: dans eserinin piyasa değeri
masque: mask (27)
metaphor: metafor
mimesis: mimesis
minimalism: minimalizm
minuet: minuet (28)
miscegenation: melezleşme
mise en scène: mizansen
mode: atmosfer / mod
modern concert dance: modern sahne sanatı
modern educational dance: modern eğitsel dans (29)
motion: devinim
movement: hareket
movement choir: hareket korosu
movement drama: hareket draması
movement form: hareket formu
movement vocabulary: hareket dağarcığı
multimedia performance: multimedya performans
muse: ilham perisi
musical arrangement: müzikal düzenleme
myth ballet / myth-based ballet: mitsel temalara sahip baleler / mitsel temaları temel alan baleler
narrative: anlatı
neo-expressionism: yeni-dışavurumculuk
new dance: yeni dans
notation: notasyon
on toe: parmak ucunda
onlooker: izleyici
open-air folklife museum: açık hava halk kültürü müzesi
oracle: ilham
order and refinement: düzen ve incelik
organized-play movement: örgütlü oyun hareketi
pair: çift
paraphrase: şerh / tefsir / açımlama
partner: partner
pas (Fr.): adım
performance: icra /performans / gösteri
performance art: performans sanatı
performance museum: performans müzesi
performance studies: performans çalışmaları
performance theory: performans kuramı
performans review: performans eleştirisi
performer: icracı
physical theatre: fiziksel tiyatro
pictorial moments: resimsi anlar
piece: eser / iş
pirouette: piruet (30)
play: oyun
plot: olay örgüsü
plotless ballet: olay örgüsünün bulunmadığı bale
point shoe: parmak ucu sert bale pabucu
position: pozisyon
possession dances: esrik danslar (31)
postcolonial dance/performance: postkolonyal dans/performans
posture: duruş
practitioner: uygulamacı
première: prömiyer / ilk gösterim (32)
primal: ilksel
primeval: tarih öncesine ait
primitive: ilkel
production: prodüksiyon
prolific: üretken
prop: dekor / aksesuvar
props: aksesuvar
proscenium stage: çerçeve sahne (33)
prospective dancer: dansçı adayı
protagonist: başrol / baş oyuncu
psycho-drama: psiko-drama
pure dance: saf dans
pure entairtainment theatre: saf eğlence tiyatrosu
reality: gerçeklik
reconstructions (of the dance): dansın yeniden-yapımları/uyarlamaları
rehearsal: prova
repertoire: repertuar
repertory modern dance company: modern dans repertuar topluluğu
representation: temsil
restage: yeniden sahneleme
ritual: ayin / ritüel
rope dancers: ip cambazları
rounded lines: yuvarlak çizgiler
running dances: koşmalı danslar
satirical ballet: hiciv balesi
scene: sahne
scenery: dekor
section: kesit
sense of movement: hareket anlayışı
sequence (sinemada): sekans (34)
show / spectacle: şov / gösteri
showbiz: şov dünyası
signifier: gösteren
site specific dance: mekâna özgü dans
Sitter Out: Sitter Out (35)
skirt dancing: etek dansı
sneaker: sneaker (36)
social dance: sosyal dans
soundtrack album: film, gösteri…vb. müziği albümü
souvenir programme: program dergisi
space: uzam / mekân
spacial: uzamsal
spectacle: gösteri
spectator: seyirci
stage: sahne
stage finery: sahne kostümü
stage-audience relationship: sahne-seyirci ilişkisi
step dance: step dansı
stereotype: stereotip
stillness: hareketsizlik / durağanlık
street dance: sokak dansı
style: stil / tarz / üslup
subtext: alt metin
suite: suit (37)
suppleness: kıvraklık
tableau: mizansen
tanztheater: tanztheater (dans tiyatrosu)(38)
technical: teknik
Terpsichore: Terpsichore (39)
theatral: teatral
theatricality: teatrallik
theatre dance: sahne dansı (40)
theatre in motion: devinimsel tiyatro
tights: tayt
time and space: zaman ve mekân / zaman ve uzam
to act: oynamak
to choreograph: koreografisini yapmak
to do into dance: danslaştırmak
to dramatize: oyunlaştırmak
to estrange: yabancılaştırmak
to formalize a dance: bir dansı kurallara bağlamak
to perform: icra etmek
to present: sunmak
to represent: temsil etmek
torso: üst gövde
traditional balletic codes of gender representation: balenin geleneksel toplumsal cinsiyet temsili kodları
tragedie-lyrique (Fr.): lirik trajedi
transformation: dönüşüm (sahne dekoru değişimi)
turning dances: dönmeli danslar
uniformed, refined and stylized: tektipleştirilmiş, inceltilmiş, stilize edilmiş
uniformity / synchronization: tek biçimlilik / senkronizasyon
unisonance: tek seslilik
unspoilt: bozulmamış
urban dances: şehir dansları
variation: çeşitleme
vaudeville: vodvil
version: versiyon / uyarlama
viewer: seyirci
virtuosity: virtüözite / teknik ustalık
visual arts: görsel sanatlar
visual imaginary: görsel imgelem
visual representation: görsel temsil
walk-on: figüran
work: çalışma / eser / iş
workshop: atölye

NOTLAR:
1- Müzikte, canlı, neşeli ve hızlı yorum.
2- Fransızca “ballet d’action” aksiyon ya da eylem balesi anlamına gelir. Türkçede genellikle dramatik bale olarak kullanılmaktadır.
3- Fransızcadaki bu terimin Türkçe karşılığı “saray balesi”dir. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa saraylarında gelişen ve akademik bale tekniğinin temelini oluşturan bir gösteri formudur.
4- Mümkün olduğunca zıplamadan, yürüyerek ve ayakları kaydırarak yapılan ağırbaşlı bir saray dansı türü.
5- Break dans, 70’lerin sonlarında New York’un Bronx mahallesinde Siyah ve Hispanik gençler arasında başlayan ve kısa sürede dünyanın her yerine yayılan bir sokak dansı şeklidir. Başlangıçta sadece yerde dans etme anlamına gelen break dans, zamanla electric boogie, locking, uprocking, popping ve diğer çeşitlemeleri içeren bir tür haline gelmiştir. Breaking, b-boying ve b-girling olarak da adlandırılmaktadır. Locking, ismini, 70’lerde Don Campbell’ın kurduğu The Lockers adlı gruptan almıştır. Gülünç bir sokak dansıdır. Dansçının eklemlerinin bir yerden kilitlendiği, geriye kalan uzuvlarının sert biçimde salındığı dans şeklidir. Popping ise, dansçının kaslarını ani bir şekilde gerip gevşetmesiyle vücudunda ani sarsıntılar yaratması tekniğine dayalı bir türdür.
6- 1950’lerin sonlarında, Japonya’da ortaya çıkan dışavurumcu bir dans türüdür. Japon geleneksel tiyatrosundan beslenen bu performans türünde, icracılar genellikle çıplak bedenlerini beyaza boyarlar ve oldukça yavaş bir biçimde hareket ederler.
7- Koreoloji Yunancada “dansın bilgisi” anlamına gelir. İlk kez 20’li yıllarda Laban tarafından kullanılan bu terim, daha çok Benesh notasyon sistemiyle birlikte anılmaktadır. Günümüzde Benesh sistemi eğitimi alanlar koreolog olarak adlandırılırlar. Dünyanın önemli bale gruplarında kadrolu bir koreolog bulunur ve yeni balelerin çoğu bu kişiler tarafından kayda geçirilir.
Joan ve Rudolf Benesh’in 1955’te geliştirdiği bu dans notasyon sistemi, simgelerden çok görselliğe dayanır. Dansçının pozisyonunun arkadan görüntüsünü kaydeden beş çizgilik dizileri temel alan sistemde; en üstteki çizgi baş pozisyonunu, ikincisi omuzları, üçüncüsü beli, dördüncüsü dizleri, beşinci çizgi tabanı gösterir.
8- Britanya Adaları, erken dönem Afro-Amerikan dansları ve geleneksel Cherokee danslarından türeyen geleneksel bir Avrupa dansıdır. Dansçının giydiği tahta ayakkabı; topuk, parmak ucu ya da her ikisinin birden yere vurulmasıyla vurmalı bir çalgı gibi müzik üretmek üzere kullanılır.
9- İngilizcede “concert dance”, genellikle çerçeve sahnede, seyirci karşısında oynanan ve katılımcılık içermeyen danslar için kullanılmaktadır.
10- Solo dansçıların genellikle arkasında dans eden büyük bale topluluğu.
11- Yarım-coupé: coupé (kesme) bir ara adımdır; bir dönüş ya da sıçrayış sonrasında yapılır; bir ayak bileğin önüne ya da arkasına geçerek diğerinin yerini alır.
12- Yarım-point: bilekler gerilmiş şekilde, tam parmak uçlarında (point) değil, ayak parmakların kökleri üzerinde yükselme.
13- Müzikte, ses şiddetinin gittikçe azalması.
14- (Fr.) “Divertissement”: Eğlence, hoş vakit geçirme anlamına gelir. Bir operada ya da oyunda, ara işlevi gören kısa balelere ya da müzikli gösterilere verilen isimdir. Çeşitli sololar, düetler ve küçük grup danslarından oluşan konser programları da aynı şekilde adlandırılır. Divertimentolar, 18. yüzyıldaki gösterilerde hem perde aralarında hem de ana hikâyeye kısmen bağlı bölümler olarak, 19. yüzyıl sonlarında ise son perdedeki danslar olarak sergilenmişlerdir.
15- Hareketin, farklı dans biçimlerinin icra edildikleri bağlamları sosyo-kültürel boyutlarıyla incelemeyi amaçlayan bir bilim dalıdır.
16- Müzikteki ahenk ve ritmi vücut hareketleriyle ifade etme sanatıdır. İsviçreli besteci Emile Jaques-Dalcroze (1865-1950) tarafından geliştirilmiştir.
17- Havadaki bacağın kırbaç hareketiyle dansçıya ivme kazandırması. Dönüşler ya da yön değişimleri için kullanılır.
18- Bir atın en hızlı koştuğu zamanı ifade eden gallop (dörtnal) kelimesinden türemiş, hareketli bir kırsal danstır. 1820’lerin son zamanlarında Paris sosyetesine Düşes de Berry tarafından tanıtılan dans; Viyana, Berlin ve Londra’da popülerlik kazanmıştır.
19- Happening, senaryo dahilinde olmadan, doğaçlama yoluyla yapılan bir çeşit teatral etkinliktir. Birçok örneğinde izleyici katılımı önemlidir ve ortaya çıkan estetik etki, tecrübe edilen etkinliklerin bileşimidir.
20- Halk için eğlence programları, konserler, oyunlar düzenleyen, bu etkinliklerin sponsorluğunu yapan kişidir. Opera ya da müzik topluluklarının yönetmeni için de aynı terim kullanılır.
21- Laban, 2. Dünya Savaşı yıllarında, Britanyalı mühendis Lawrence’la birlikte yürüttüğü çalışmalarda, fabrikadaki işçilerin hareketlerini gözlemler ve üretim sürecini iyileştirecek denemelerde bulunur.
22- Batı Afrika ve İrlanda kaynaklı olduğu söylenen, 19. yüzyılda Güney Amerika’da popülerleşen, ayak uçlarının ve topukların yere vurulmasıyla yapılan ritmik bir dans türüdür. Ayakkabıların ucunda ve topuğunda, yere vurulduğunda ses çıkaran metal parçalar bulunur. Bu dansa “step dansı” da denmektedir.
23- Türkçede “devinduyumsal” olarak da kullanılır. Bedenin hareketlerini hissedebilme yetisi olarak tanımlanır.
Özellikle eğitim alanında kullanılmaktadır: “Üç öğrenme yolunun ikisi… görsel ve işitsel öğrenme yollarıdır. Üçüncü öğrenme yolu da eğitim bilimcilerin, kinestetik ya da taktil öğrenme yolu olarak adlandırdıkları öğrenme yoludur. Eğitim alanımızda “yaşayarak öğrenme” olarak da bilinir... hareketle öğrenme yoludur.”
24- Alman koreograf ve dans kuramcısı Laban’ın dans literatürüne kazandırdığı bir kavramdır. Bedenlerin -hareket etse de etmese de- belli bir alanı kapladığını vurgulayan Laban; bedenin, kollar ve bacaklar mümkün olduğunca uzatıldığında kapladığı toplam alanı “kinesphere” olarak tanımlanır.
25- Laban’ın dans notasyon sisteminin resmi adıdır. İngilizcede genellikle “Labanotation” olarak kullanılır ve Türkçeye de “Labanotasyon” olarak çevrilir.
26- Opera, bale, müzikal gibi müziğin anlatımının önem kazandığı sahne eserlerinde seyirciye dağıtılan ve açıklayıcı metinlerden oluşan kitapçıklardır.
27- İngiltere’de gelişen bir saray balesi türüdür.
28- Üç tempolu, ağır bir saray dansıdır.
29- Laban’ın okul öğrencileri için oluşturduğu yaratıcı hareket programı ve aynı adlı kitap.
30- (Fr:) Balede, tek ayak üzerinde, parmak ucunda ve yerinde dönüş.
31-(İng.) “Dances of possession”: Dini ayinlerde icra edilen; bir çeşit kendinden geçme ya da vecd dansı.
32- Fransızcada “première”, birinci ya da ilk anlamına gelir. Türkçeye herhangi bir eserin “ilk gösterim”i anlamında “prömiyer” olarak yerleşmiştir.
33- Türkçede İtalyan sahne ya da kutu sahne şeklinde de kullanılır. Günümüzde de ağırlıkla kullanılan, seyircinin sahnenin karşısında konumlandığı tiyatro sahnelerini ifade eder.
34- Sekans, bir filmin kendi içinde dramatik yapısı ve anlam bütünlüğü olan bölümlerine verilen addır. Bu bölümlerin bir ya da birden çok sahnesi vardır. Bir film genellikle giriş sekansı, final sekansı gibi bölümlerden oluşur.
35- Dans etmeyen, sürekli oturup dans edenleri seyreden kimse anlamına gelir. Dancing Times dergisinin editörü Philip J. S. Richardson dergideki çeşitli yazılarını bu isimle yayınlanmıştır.
36- Tabanı lastik olan, esneyebilen ve ses çıkarmayan bir tür spor ayakkabıdır ve dans gösterilerinde de kullanılır.
37- 17. yüzyılda, Barok döneminde ortaya çıkan bir dans-müzik formudur. Art arda sıralanan enstrümantal müzikler eşliğinde icra edilen ve genellikle bir giriş bölümüyle başlayan danslardan oluşur. Konserlerde sıralanan bu danslar, bazen ünlü opera ya da balelerden bölümler de olabilir.
38- (Alm.)20. yüzyılın başlarında, Almanya’da Mary, Wigman, Laban, Kurt Jooss gibi dansçıların etkisinde gelişen dışavurumcu “Ausdrucstanz” geleneğinden beslenen ve 70’li yılların sonlarında, özellikle Pina Bausch’un eserleriyle gündeme getirilen yeni bir dans anlayışıdır.
39- Lir çalarken resmedilen dans perisinin ismidir.
40- İngilizce orijinalindeki kullanımıyla “theatre dance”, sahne ya da gösteri sanatı olarak kabul edilen çeşitli dans türlerini kapsamaktadır.

Dansla ilgili kaynaklarda karşımıza çıkan kavramlar, terimler...vb.

activity: etkinlik
affirmative culture: müspet kültür
African American: Afro-Amerikalı
agency: faillik
agent :etken
ahistorical: tarih dışı
argument: argüman
arts and humanities: edebiyat ve insan bilimleri
assumption: varsayım
asymmetrical relations of power: asimetrik iktidar ilişkileri
bias: önyargı
biological determinants: biyolojik etkenler
canon: kanon (1)
case study: örnek olay incelemesi / vaka analizi
categorisation: sınıflandırma
causation: nedensellik
class position: sınıfsal konum
co-authorship: ortak üretim
codes: kodlar / kurallar
collective imagination: kolektif tahayyül
commodification: metalaştırma
compositional strategy: düzenleme stratejileri
concept: kavram
connoisseur: uzman
contestation: çatışma, ihtilaf
context: bağlam
contingent: şarta bağlı
convention: gelenek, düzen
conventional: geleneksel
corpus of texts: metnin gövdesi
creative property rights: telif hakları
creole: kreol
creolisation: kreolleşmek / melezleşmek (2)
criteria: ölçüt
cultural absorption: kültürel soğurma
cultural representation: kültürel temsil
cultural studies: kültürel çalışmalar
cultural theory: kültür kuramı
curriculum: müfredat
decipher: deşifre etmek
deconstruction: yapıbozum / yapısöküm
deracination: köklerinden koparılma
dichotomy: ikilik
disciplinary integration: disiplinler arası bütünleşme
disrupt: bozmak
diverse: çeşitli / muhtelif
dualism: ikilik
dualist: düalist (ikici) (3)
eclectic: eklektik
embody: cisimleştirmek / bedenselleştirmek
enfants terribles (Fr.): korkunç çocuklar
ephemeral: gelip geçici / kısa ömürlü
episteme: bilgi
essentialist: özcü
explanatory: açıklayıcı
extant: mevcut
extrinsic and intrinsic perspectives: içsel ve dışsal perspektifler
fact: olgu
fact and fiction: gerçek ile kurgu
family tree strategy: soykütüğü stratejisi
gay: gey
Gemeinschaft ve Gesellschaft: cemaat ve toplum
gendered: toplumsal cinsiyetlendirilmiş
generic: genel, temel / cinse özgü
genre: tür
graft: aşı
grassroots organization: taban örgütü
Great Depression: Büyük Buhran
hegemonic imaginary: hegemonik tahayyül
hermeneutics: hermeneutik (yorumbilim)
historical and materialist approach: tarihsel ve materyalist yaklaşım
historical context: tarihsel bağlam
historical enquiry: tarihsel inceleme
historical narratives: tarihsel anlatılar
historiography: tarih yazımı / tarih yazımcılığı
homosexuality: eşcinsellik
hybrid: melez
hybridize: melezleşmek
hyper-heteronormativity: aşırı-heteronormativite
hypothetical: varsayımsal
idiosyncratic: idiyosenkretik (özel durumlara bağlı, kişisel)
imagination: imgelem
imaginery: imgesellik / tahayyül
in essence: özünde
index: dizin
intellectual property rights: entelektüel mülkiyet hakları / fikri mülkiyet hakları
interpretative: yorumlayıcı
interpretivity: yorumlanabilirlik
intertextuality: metinlerarasılık
invention of tradition: geleneğin icadı
irreducible: indirgenemez
isomorphism: eşbiçimlilik
lineage: soy ağacı
linear notion of history: çizgisel/doğrusal tarih anlayışı
logocentric: logosantrik (söz merkezli) (4)
macro: makro
mainstream: ana akım
masculinity: erkeklik / erillik
metanarrative: büyük anlatı
method: yöntem
methodological: yöntembilimsel
milieu: ortam
mirror stage: ayna evresi
mode: ruh hali
modernity: modernite
narrative: anlatı
national attachment: ulusal bağlılık
nomenclature: terminoloji
notion: kavram, anlayış…
object of study: araştırma konusu
origins: kökler
othering: ötekileştirme
othering mechanisms: ötekileştirme mekanizmaları
Öffentlichkeit (Jürgen Habermas): kamusal alan
paid labour force: ücretli iş gücü
patron: hami
patronage: himaye / hamilik
perception: algı
permanace: süreklilik
perspective: perspektif
political correctness: siyasi doğruculuk
political imaginary: siyasi tahayyül
politics of representation: temsil politikası
polysemic: çok anlamlı
post-colonial: post-kolonyal / sömürge sonrası
preserve: korumak
primary source: birincil kaynak
problem: sorun
queer: queer (5)
ramifications: dallar
reader: derleme, seçki
reconstruction: yeniden inşa / yeniden yapılandırma
re-creation: yeniden yaratım
reduction: yalınlaştırma
reductionism: indirgemecilik
reification: şeyleştirme
reinvention: yeniden keşfetme
remake: yeniden yapım
reproducibility: yeniden üretilebilirlik
reproduction: yeniden üretim
researcher: araştırmacı
resident: yerleşik
respectability: saygınlık
revival: yeniden canlandırma
rupture: kırılma / çatlak
scholar: akademisyen
secondary source:ikincil kaynak
semiotics: göstergebilim
sensual: şehvetli
separate spheres ideology: özel ve kamusal alanları ayrıştırma ideolojisi
sex, gender and desire: cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve arzu
sexual identity: cinsel kimlik
sexual orientation: cinsel yönelim
sexuality: cinsellik
social construction: toplumsal inşa
social context: toplumsal bağlam
society: toplum
source criticism: kaynak eleştirisi
spiritual: manevi
stability: sabitlik
status: konum
subaltern studies: maduniyet çalışmaları (6)
subjectivity / objectivity: öznellik / nesnellik
syllabus: ders programı
syntax: sentaks (sözdizimi)
tangible: somut
teleological: teleolojik (erekselci) (7)
terminology: terminoloji
textual: metinsel
theoretical: kuramsal
time and place: zaman ve mekân
tool: araç
“universal” masculine model: “evrensel” erkek modeli
unresolved: çözümlenmemiş
unstable: değişken
women of colour: renkli kadınlar

NOTLAR:
1- Yasa-kural anlamına gelen “kanon”, örneğin edebiyat alanında iktidarların toplum mühendisliği çerçevesinde resmi kaynaklara dahil ettiği metinler için kullanılır.
2- (İng.) “Creolisation”: “Creole”; Türkçeye “kreol” olarak çevrilen kelime, “Avrupa-Afrika melezi”, “Avrupa dili ile bir Afrika dilinin karışımından doğmuş dil”, “Orta ya da Güney Amerika’ya yerleşmiş Avrupalı göçmenlerin soyundan gelen kişi” anlamlarına gelmektedir.
3- Varlığın var olma biçimine göre iki karşıt temele ayrılmasını ifade eden kuramları ifade eder. Kadın/erkek, ruh/beden, akıl/beden…vb. bu ikilikler, feminist araştırmacıların toplumsal cinsiyet kuramlarında ayrıntılı bir biçimde çözümlenmiş ve eleştirilmiştir.
4- Sözlerin kesin bir anlam içerdiği, temsil ettikleri nesnelerle içsel bir ilişkisi olduğu fikrine dayanan anlayış. Batı felsefesinin temelinde bulunan ve eleştirel kuramcılar ve yapıbozumcular tarafından eleştirilen bu anlayışa göre söz ya da konuşma yazıdan üstün görülür; yazı, konuşmanın arşivlenmesi ya da belgelenmesinden ibaret bir edimdir.
5- Türkçeye çevrildiğinde “tuhaf, acayip”, “ibne” gibi anlamlar taşıyan “queer” terimi, günümüzde toplumsal cinsiyet kimliği, cinsel yönelim… vb. kavramlar etrafında heteronormativiteyi sorgulayan kuramsal çalışmalar için kullanılmaktadır (queer theory).
6- “Subaltern studies” Türkçeye “maduniyet çalışmaları” olarak çevrilmiştir. “Madun” kelime olarak sessiz kalan, tabi olan, dışlanan, öteki anlamına gelir. Gramsci’nin tanımına göre ise, yönetici seçkinlerin oluşturduğu fikir, kurum ve pratikler aracılığıyla temsil edilemeyen, kamusal alanda söz sahibi olamayan, hakim sistemden dışlanmış kesimleri ifade eder. Hindistan’da ortaya çıkan maduniyet okulu esas olarak, sessiz yığınların tarihsel özne olmaktan çıkarıldığı tarih yazımcılığını eleştirir ve şarkiyatçılığa meydan okur.
7- Teleoloji, yaşamı ve evreni amaçlarla temellendiren ve açıklayan düşünce biçimidir. Nedensellikten farklı ve ona karşıt olarak, her şeyin temelinde bir amaçlılık bulunduğu fikrinden hareket eder. Türkçede “erekselcilik” olarak da kullanılır.

Bazı performans, gösteri, bale, film…vb. isimleri

Adagio – Fünf Lieder Von Gustav Mahler: Adagio – Gustov Mahler için Beş Şarkı
Arien: Aryalar
Ballet Comique de la Reine Louise: Kraliçe Louise’in Komik Balesi
Ballet d’Alcine: Alcine Balesi
Blaubart – Beim Anhoeren Einer Tonbanduafnahme Von Bela Bartoks Oper “Herzog Blaubarts Burg: Mavi Sakal – Bela Bartok’un “Kont Mavi Sakal’ın Şatosu” Operasını Bir Kasetten Dinlerken
Cafe Mueller: Cafe Müller
Dancer in the Dark: Karanlıktaki Dansçı
Die Sieben Todsünden / The Seven Deadly Sins: Yedi Ölümcül Günah
Firebird: Ateş Kuşu
Frühlingsopfer / The Rite of Spring / Le Sacre de Printemps: Bahar Ayini
Iphigenie Auf Tauris: Taurus'da İphigenie
Jeux: Oyunlar
Komm Tanz Mit Mir: Dans Et Benimle
Kommando Pimperle: Komando Pimperle
Kontakthof: Zor Yer
La Fille mal Gardée: Şımarık Kız
La Marseillaise: La Marseillaise (1)
La Sylphide: La Sylphide (2)
L'Après Midi d’un Faune: Bir Kır Tanrısının Öğleden Sonrası
Le Ballet Royal de la Nuit: Kraliyet Gece Balesi
Le Diable Boiteux: Topal Şeytan
Le Jeune Homme et La Mort: Genç Adam ve Ölüm
Le Paradis d’Amour: Aşkın Cenneti
Le Spectre de la Rose: Gülün Ruhu
Le Triomphe de l’Amour: Aşkın Zaferi
Les Caractères de la Danse: Dans Karakterleri
Les Fâcheux: Baş Belaları
Les Horaces: Horaslar (3)
Les Indes Galantes: Çapkın Yerliler
Macbeth-Er Nimmt Sie Bei Der Hand Und Fuhrt Sie In Das Schloss, Die Ande Ren Folgen: Kadının Ellerinden Tutar ve Onu Şatoya Bırakır; Diğerleri Onu Takip Eder
Man Walking Down the Side of a Building: Bir Binanın Yan Cephesinden Aşağı Yürüyen Adam
Marche Slave: Slav Marşı
Narcisse: Narkissos
Nur Du (Only You): Sadece Sen
Nutcracker: Fındıkkıran
On the Mountain A Cry was Heard: Dağda Bir Çığlık Duyuldu
Orpheus and Eurdyice: Orpheus ve Eurdyice
Polovtsian Dances: Poloveç Dansları
Renate Wandert Aus : Renate Göç Ediyor
Rites de Passage: Geçiş Dönemi Ayinleri
Roof Piece: Çatı İşi
Serenade: Serenat
Shall We Dance: Dans Edelim mi
Singin’ in The Rain: Yağmur Altında
Swan Lake: Kuğu Gölü
Tanhouser: Çamevleri
Tanzabend - Nelken: Dans Akşamı - Karanfiller
The Dying Swan: Kuğunun Ölümü
The Rise and Fall of the City of Mahagonny: Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü
The Threepenny Opera: Üç Kuruşluk Opera
Two Cigarettes in the Dark: Karanlıkta İki Sigara
West Side Story: Batı Yakasının Hikâyesi

NOTLAR:
1- Fransa’nın Fransız Devrimi sonrasında kabul ettiği ulusal marşıdır.
2- (Fr.) Hava perisi anlamına gelir. Türkiye’de genellikle orijinal adıyla sergilenmektedir.
3- Bir Antik Roma söylencesindeki Roma adına savaşan üçüz kardeşlere “Horaslar” denir. (kaynak: http://www.yore.com.tr/?un=2761&rn=1511).

Bazı kurum, topluluk…vb. isimleri
Académie de Musique et de la Poésie (Fr.): Müzik ve Şiir Akademisi
Art of Movement Studio (Laban): Hareket Sanatı Stüdyosu
Ballet Rambert: Rambert Balesi
Ballets Russes: Rus Balesi
Ballets Suedois (Fr.): İsveç Balesi
CEMA (The Council for the Encouragement of Music and the Arts: Müzik ve Sanatları Destekleme Konseyi (1)
Contemporary Dance Theatre Centre: Çağdaş Dans Tiyatrosu Merkezi
European Association of Dance Historians: Avrupa Dans Tarihçileri Birliği
Folkwangschule: Folkwang Okulu
Jacob’s Pillow Dance Festival: Jacob’s Pillow Dans Festivali (2)
Russian Imperial Ballet: Rus İmparatorluk Balesi
Society of Dance History Scholars: Dans Tarihi Araştırmacıları Topluluğu
Tanztheater Wuppertal: Wuppertal Dans Tiyatrosu

NOTLAR:
1- Kuruluş, Sanat Konseyi’nin eski halidir.
2- 1940 yılında Ted Shawn’ın Massachusetts’de başlattığı dans festivali, ilk sanat festivallerinden birisidir. Günümüzde de farklı anlayışlara sahip dans gruplarına ev sahipliği yapmaktadır.

Çevirilerde kullanılan bazı kısaltmalar
e.g.: örneğin
et al.: ve diğerleri
ibid: a.g.e
(my emphasis): (vurgular bana ait)
n. p.: basım yeri belirtilmemiş
n.d.: tarihsiz
per se: kendiliğinden
see: bkz.
(sic): (aynen böyle)

Çeviri ve redaksiyon için online sözlük ve yazım kılavuzu önerileri:
-Sesli Sözlük-Online Sözlük: http://www.seslisozluk.com/.
-Zargan İngilizce Online Sözlük: http://www.zargan.com/.
-Fransızca sözlük: http://www.fransizcasozluk.gen.tr.
-Ömer Asım Aksoy, Ana Yazım Kılavuzu, 27. Baskı, Epsilon Yayıncılık, Ağustos 2008.
-Necmiye Alpay, Türkçe Sorunları Kılavuzu, Metis Yayınları, 2000.

23 Haziran 2010 Çarşamba

VE ‘ÇAĞDAŞ’ ile ‘GELENEKSEL’ SAHNEDE BULUŞUR…

Berna Kurt, 23 Haziran 2010














Haziran ayında seyrettiğim iki gösteri, New National Theatre’ın Yoroboshi & Bahar Ayini programı ile Tokyo Balesi’nin Karma Béjart Programı, bir klasik olan Bahar Ayini’nin iki ayrı yorumunu üst üste seyretmemi sağladı. Ama daha da önemlisi, çağdaş dans sahnesi ve geleneksel sanatlar ilişkisine dair soru işaretlerimi tazeledi, çoğalttı, belki biraz daha karmaşıklaştırdı. Geleneksel dansları çağdaş bir anlayışla yorumlamaya çalışan bir dansçı olarak, öncelikle bu iki gösteriden bahsedeyim; belki mesele biraz daha anlaşılır hale gelir.

Yoroboshi, Japon ‘noh’ dansı ve çağdaş figürleri harmanlayan bir koreografiydi. Bir Japon resminden (nihonga’dan) esinlenen gösteri, kör Yoroboshi’nin baharda tattığı ilk aşkı, yaşadığı romansı ve bu aşkın hazin sonunu anlatıyordu. Koreografide, Budist eğitim yolu Jissokan’ı simgeleyen baba’yı canlandıran anlatıcı/icracı ‘geleneksel’ olanı, hikâyenin iki ana karakterini canlandıran balerin ile erkek (çağdaş) dansçı da ‘çağdaş’ ya da ‘Batılı’ olanı imliyordu.(1) Bahar Ayini ise, bir kadın ve bir erkek dansçının Nijinski’nin anısına gerçekleştirdikleri bir düetti. Cinsiyetler arasındaki iktidar oyununu da işleyen bu düette, dansçıların teknik yeterlilikleri ile çağdaş sergilemelerde ender rastlanan, sahne atmosferinin oluşmasına ciddi katkıda bulunan 'canlı' müzik dikkat çekiyordu. Koreografilerde, resim sanatından beslenen dekorların kullanımı da sahneleri zenginleştiren bir diğer unsurdu.

Program dergisinde “repertuarında doğu ve batıdaki çalışmaları birlikte kullanarak, klasik baleden, neo-klasik çalışmalara ve dünyaca ünlü koreografların başyapıtlarına yer vermiş olan" bir topluluk olarak tanıtılan Tokyo Balesi ise, İstanbul’daki temsilinde Bejart’ın Don Juan, Yunan Dansları ve Bahar Ayini koreografilerini sahneledi. Üç koreografiden en etkileyici olanı kesinlikle Bahar Ayini idi: 1990’da koreografisinin gösterim haklarını donduran ünlü koreograf Maurice Béjart, 1993’te (kuruluşunun 30. yıldönümü vesilesiyle) gruba sahneleme izni vermiş, daha sonra da bu izni 'münhasıran sahneleme hakkı'na çevirmiş. Ve doğru bir tercih yapmış. Diğer iki sahnede acemilikleri göze çarpabilen genç dansçılar bu bölümü gerçekten çok iyi icra ettiler.

Gösterinin geleneksel ile çağdaş unsurların ilişkisine dair önemli referanslarda bulunan bölümü ise tahmin edeceğiniz gibi Yunan Dansları idi. Bu bölümde, geleneksel Yunan danslarının belli postür/duruşları, adımları ve kol tutuşları yer yer Batılı sahne dansı formlarıyla birleştiriliyordu (‘sentez’leniyordu). Sahnede dansın ‘yerel’ tavrının yansıtılması tercih edilmemişti; daha çok bu danslardan ‘beslenen’ bir çağdaş yorum söz konusuydu. Program dergisinde Béjart’dan yapılan uzunca bir alıntı, koreografın meramını da özetliyordu:

“Folklor dediğimiz şey –ki ben ‘geleneksel sanatlar’ tabirini tercih ederim- kavraması her zaman zor, neredeyse imkânsız bir şeydir. Birisinin özel olarak ele almayı seçtiği kültürün geleneğinden gelip gelmediği sorusu ise kanımca ne bir avantaj ne de bir engel oluşturur. Çünkü medeniyet dediğimiz şey bizi geleneksel zihniyetten o kadar uzaklaştırmıştır ki, bizim için sıklıkla uzak bir geçmişte, daha en başta bu sanatın kaynağında yatan zihinsel süreci kavramak bir o kadar zorlaşır. Ancak bu problemin çözümü tam da burada yatar: ötekini sadece tasvir etmek değil, ötekileşmek. Yaratının özünü, içsel varlığını, kudretini kavramak –bir halkın, etnik ya da kültürel bir topluluğun köklerini anlamak ve alenen folklorik referansları ise minimum indirmek.

Söz konusu olan dans olduğu sürece, popüler ya da arkeolojik yeniden yaratımlar her daim bir katılık, şekilcilik, zavallılık sıkıntısı taşır; sıkıcılıkla ciddiyetten yoksunluk arasında salınır durur. Bu yüzden ‘Yunan Dansları’nda otantik Yunan dansı adımlarından ödünç aldıklarımı mutlak bir minimumla sınırlamaya çalıştım. Bazıları yalnız iki ya da üç adım içerdi, diğerleri ise neredeyse hiç, ki bu ikinci kategoriye düşenler hiç şüphesiz ki daha başarılı, daha ‘Yunan’dılar.”


Özellikle ilk cümleleri okuduktan sonra, ciddi bir beklentiye kapıldığımı söylemeliyim. Seyrettiğim bölümdeki sanatsal tercihler yukarıdaki ifadelerle tutarlılık içinde gibi görünüyordu. Ancak ben yine de bazı dansçıları seyrederken şunları düşünmeden edemedim: Minimuma indirilen ‘otantik’ adımlar icra edilirken (ki bence bu tercihte hiçbir sorun yok) neden bir çeşit karikatürizasyon hissine kapılıyordum? Bu tür dansları bir süredir icra eden bir dansçı olarak, bazı duruş ve adımların ‘Batılı olmayan dans’ şeklinde ele alındığından, yani olabildiğince ‘klasik dansçı duruşu’ndan uzak, dik değil de eğik/kırık, yumuşak ve akışkan değil de sert, belki bazen de fazla kaba biçimde icra edilmesinden rahatsızlık duyduğum için mi? Mesele, bu dansların ‘doğru’ icra edilmesi de değildi.(2) Batılı dans eğitimi almış bir ‘Batılı olmayan’(3) dansçının ‘Batılı olmayan’ bir başka dans türüne bakışı, bunu deneyimleme ve sergileme biçimiyle, yaklaşımıyla ilgiliydi belki de? Béjart’ın ifadesiyle minimum Yunan dansı yapanların “daha başarılı, daha Yunan olduğunu” iddia etmeyeceğim tabii ki ama bazı dansçıların yorumlarında katılık ve şekilcilikten kaçınılırken ciddiyetten yoksunluk tuzağına mı düşülüyor diye düşünmeden de edemedim. Ciddiyetsizlik olasılığını düşünürken kastettiğim, dansı öğrenilen ‘öteki’yle kurulan ilişkinin niteliği, ilk olarak kurulan bu ilişkinin, ikincil olarak da gerçekleştirilen sergilemenin dramaturjisi.(4) “Ötekini sadece tasvir etmek değil, ötekileşme”yi sağlamak ne kadar mümkün bilemiyorum ama bu yönde adımlar atmak yoğun emek, mesai ve belki de hepsinden önemlisi farklı kültürlerle kurulan ilişkiye yönelik bir hassasiyet gerektirecektir, kesin olan bu.

Farklı dans türlerini ‘sentezlemek’ bugünün meselesi değil tabii ki. Yüzyıllardır bu türler iç içe geçiyor, danslar çok farklı şekillerde yorumlanıyor. Balelerdeki ‘karakter dansları’ndan, bugün Anadolu Ateşi’nde izlediğimiz halayın önünde bale solosu eklektisizmlerine kadar gelebilen çok farklı denemeler söz konusu. Geleneksel’i çağdaş bir anlayışla yorumlayabilmek yoğun bir araştırma süreci gerektiriyor. Benim tek bir doğru yol tanımım yok ama şundan eminim ki, ancak farklı türler birbirlerinden gerçekten ‘beslenebildikçe’, hem yeri geldiğinde iç içe geçip hem de kendi karakterini koruyabildikçe ‘iyi’, ‘güzel’, ‘deneysel’ yorumlar ortaya çıkabiliyor. Aksi halde, Yoroboshi’deki geleneksel ve çağdaş unsurları yan yana koymak ya da Yunan Dansları’nda olduğu gibi ‘çağdaş’ın içine ‘geleneksel’ çeşnisi eklerken ekşimsi bir tad bırakmak da mümkün…

(1) 'Çağdaş' ile 'Batılı'nın eş anlamlı olmadığının tabi ki farkındayım. Balenin fazlasıyla geleneksel bir dans olduğunu da biliyorum, dile kolay en az dört yüzyıllık bir geçmişe sahip! Batı merkezli dans kuramlarının ve tarih yazımlarının da etkisiyle böyle hatalı eşleştirmeleri biz üçüncü dünyalı dansseverler de yapabiliyoruz. Seyrettiğim bale yorumunu da çağdaş olarak nitelendirebileceğimi düşündüğüm için böyle bir ayrıma gittim…
(2) Tek bir ‘doğru’ ya da ‘otantik’ icra biçimi olabileceğine inanmıyorum. Ayrıca bilmediğim binlerce Yunan dansı olabileceğini de teslim ederim. Belki de onlar o hiç bilmediğim dansları öğrenmişlerdir, kimbilir?
(3) İfadeler hep sorunlu biliyorum ama ‘Doğulu’ demeye dilim varmadı! Nihayetinde Japon ve Yunanlı ‘Batılı’nın karşısında ne kadar ortalığa sahip ki, tek bir ‘Doğulu’ tanımına sığdırılsın?
(4) Maurice Béjart’dan Tokyo Balesi’ne, sergilemenin yapıldığı ülkeler, bu sergilemeyi gerçekleştiren topluluklar, icracılar …vb. değiştikçe, belki de başlangıçta var olan bu ‘ciddiyet’ aşınmaya uğramaya başlamıştır, kimbilir?
Görsel kaynaklar (sırasıyla): http://www.istanbul2010.org/HABER/GP_706580 ve http://www.bugunbugece.com/istanbul/Sahne-Sanatlari/Tiyatro/34555-Yoroboshi-Bahar-Ayini.html

19 Mayıs 2010 Çarşamba

P.A.R.T.S.’ın Yenileri ve Dans Eğitimine Dair…

Berna Kurt, 17 Mayıs 2010




http://www.parts.be/

Anna Teresa De Keersmaeker’in kurucusu ve yöneticisi olduğu P.A.R.T.S (Performing Arts Research and Training Studios) Belçika’da eğitim veren ünlü bir çağdaş dans okulu. Okul bu sene 8. kuşak dansçılarını mezun ediyor. Bu kapsamda, 5 kıtadan ve 12 farklı ülkeden 24 dansçı ve koreograf geçtiğimiz günlerde İstanbul’a geldi ve eserlerini seyirciyle buluşturarak dört yıllık eğitimlerini tamamlamış oldu. P.A.R.T.S.’ın İstanbul turnesi, İBB Şehir Tiyatroları ve Bimeras|iDANS’ın işbirliğiyle ve Avrupa Birliği Kültür Programı’nın DÉPARTS projesi desteğiyle gerçekleştirildi.

14-16 Mayıs 2010’da Üsküdar Musahipzade Celal Tiyatrosu’nda sergilenen bu mezuniyet projelerinin bir kısmını seyredebildim. Öncelikle, öğrencilerin projelerini farklı ülkelerde sergileyerek profesyonel hayata erken bir başlangıç yapma şansına sahip olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Okulun bu tür mezuniyet eserleri, her iki senede bir Avrupa’nın önemli dans festivallerinde yılların profesyonelleriyle yan yana sunuluyor.

P.A.R.T.S.’ın sahip olduğu eğitim anlayışı hakkında ayrıntılı bilgi vermenin, İstanbullu dansçılar, seyirciler, sanatseverler…vb. açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Zira üç gün süren bu etkinlik, İstanbullu dans okulu öğrencilerinin bile ancak bir kısmına ulaşabildi.

1983’te kurulan bu “bağımsız” okul, öğrencilerine kendi bağımsız fikirlerini ve tarzlarını geliştirmelerine uygun ortam sunmasıyla tanınıyor. Ünlü bir koreograf tarafından kurulmasına rağmen, öğrencilere belli bir tarz dayatmıyor; zorluklarla yüzleşme ve yaratıcılıklarını geliştirme cesareti kazandırmaya çalışıyor. İstanbul’daki organizasyonu düzenleyenlerden biri olan Gurur Ertem’e göre “okulun bağımsız statüsü kendi kendini sorgulama, kendi kendini yenileyebilme gibi sanatsal kurumlar için elzem olan durumlara olanak veriyor. Hiçbir hocanın okulla süresiz angajmanı yok. 2400 ders saatinden oluşan müfredat her yıl ideal program nasıl olmalı, yılın hangi bölümünde hangi dersler olmalı gibi konularda derin tartışmalar sonucunda yeniden belirleniyor; artık ihtiyaçlara devap veremeyecek, kemikleşmiş hocalar ve dersler ayıklanıyor.” Yine Ertem’in aktardığına göre, P.A.R.T.S.’ta eğitim birbirini tamamlayan, ikişer yıllık iki ayrı devreye ayrılıyor. “Temel Eğitim” adı verilen 1. devrede öğrencilere bilgi ve beceriler aktarılıyor. “Araştırma” adlı 2. devrede ise kendi sanatsal duruşlarını ve özgün yaratımlarını oluşturmaları için öğrencilere rehberlik ediyor. Not, karne gibi standart değerlendirme ölçütlerinin geçersiz olduğu bu ortamda, her öğrenciye birebir danışmanlık yapılıyor. Sanatta yaratıcılığın öğretilip öğretilemeyeceği, deneyimin iletilip iletilemeyeceği konularını kendine dert edinen ve hazır cevaplar sunmaktansa soru üretmeyi teşvik eden P.A.R.T.S. “bütünselci” bir eğitim anlayışını benimsiyor. Müfredatta Avrupa ve Kuzey Amerika kökenli dans tekniklerinin yanı sıra yoga, shiatsu gibi uzak doğu kökenli yöntemler ve dans tarihi, sosyoloji, felsefe, anatomi gibi teorik dersler de bulunuyor.

Benim 14 Mayıs’ta izlediğim, yaklaşık yarımşar saat süren üç farklı koreografi de okulun bu eğitim yaklaşımını gözler önüne seriyordu. Gecede, anlatımsal-teatral yanı öne çıkan, hareket-aksiyon ilişkisinden yola çıkarak hareket arayışına giren, yer yer müzikal ve mizahi öğeleri kullanan çalışmalar art arda sergilendi. P.A.R.T.S’ın kurucusu Anna Teresa de Keersmaeker “kimseye dans etmeyi öğretemeyeceğini, ancak dansçıların ve dans hocalarının değişmesi, büyümesi, kendi hareketlerini bulması ya da bulamamasına aracılık edebileceğini” söylüyor. Koreografilere baktığımda da, okulun öğrencilerin kendi yollarını bulmasına katkıda bulunduğunu rahatlıkla söyleyebilirim…

(1) Çağdaş Dansın Yeni Nesli İstanbul’da,
Gurur Ertem,http://idansfestival.blogspot.com/.
(2) Gösteri sırasında dağıtılan metinden...

26 Nisan 2010 Pazartesi

AKRAM KHAN ve GNOSİS(1): GELENEKSEL SANATTAN BESLENEN BİR “HAREKETLER HİKÂYESİ”



kaynak: http://www.akramkhancompany.net/
(fotoğraf: Richard Haughton)

Berna Kurt, 26 Nisan 2010

22 Nisan 2010 Perşembe akşamı, yenilenen Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı-Dans Platform İstanbul kapsamında, Akram Khan Topluluğu’nun Gnosis isimli gösterisini seyrettik. Dört bölümden oluşan programda dansçı Akram Khan, İngiltere, Pakistan ve Japonya’dan müzisyenler eşliğinde sahneye çıktı.

1974’de İngiltere’de Bangladeşli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Akram Khan, geleneksel Kathak dansı eğitimi almış ve 1988’de Peter Brooks’un Mahabharata oyununda sahneye çıkmış. 20 yaşında klasik bale ve çağdaş dans eğitimine başlayan sanatçı, 2000 yılında kendi topluluğunu kurmuş ve farklı disiplinlerden sanatçılarla işbirliği içinde prodüksiyonlar sergilemiş. Sanatçının diğer eserlerinde de, geleneksel ve çağdaş dans alanlarındaki eğitiminin, oyunculuk yeteneğinin, farklı sanatçılarla birlikte üretim yapmış olmasının kattığı zenginlik dikkat çekiyor.

Khan, İstanbul’da ilk kez sergilediği programın ilk iki bölümünde Hindistan’ın geleneksel Kathak dansını temel alarak yaptığı erken dönem eserlerinden Polaroid Feet ve Tarana’yı icra etti. Bu bölümlerde, hem geleneksel dans hem de klasik bale ve çağdaş dans eğitiminden beslenerek oluşturduğu dans yorumu göze çarpıyordu. Khan, geleneksel dans adımlarını, duruşlarını, ritimlerini temel almakla birlikte, kendine has bir hareket yorumu geliştirmişti. Geleneksel Kathak dans formundaki anlatımcı kol duruşlarını ve keskin dönüşleri, kendi formasyonu çerçevesinde geliştirerek yorumluyordu. Khan, üçüncü bölümde sahne üzerinde müzisyenlerle birlikte doğaçlamalar yaptı ve geleneksel dans adımlarının karmaşık ritimlerini seyircilerle paylaştı. Program, Khan’ın klasik Hint danslarındaki kökenlerine dönüş yaptığı 2009 tarihli son çalışması Gnosis’le tamamlandı. Sanatçı bu eserde, tarihi ve güncel pek çok edebi kaynağın yanı sıra, Hindu epiği Mahabbarata’dan –özellikle kör kocasının kaderini paylaşmak için kendini gözbağına mahkum eden Gandhari’nin hikâyesinden- ilham almış.(2)Khan eserin çıkış sürecini şöyle özetliyor:

“…Başlangıçta yalnızca Mahabbarata’dan bir takım karakterleri resmetmekle ilgileniyordum. Ama aynı zamanda Kathak dansının biçimini nasıl başkalaştırabileceğim sorusuyla da meşguldüm –yalnızca hareket dağarcığı değil, aynı zamanda eserin genel sunum biçimiyle. Dolayısıyla, oldukça geleneksel bir kurguyla başlıyor olmamıza rağmen, yolculuğun ortasına varıncaya kadar bu resmi sunum çerçevesini bozmaya… başlıyorum.

Mahabbarata’da karşıma çıkan, kendi arzusuyla kendini gözbağına mahkum eden bir insan figürü beni derinden etkilemişti. Bu hikâyeye konu olan kadın, … onuru, gururu ve yeminleri yüzünden, çocuklarının doğumu, evlilikleri ve ölümleri boyunca dahi gözbağını çözmemeyi tercih ediyordu. Bu, daha derinlemesine keşfetmeye çok hevesli olduğum büyüleyici ve karmaşık bir karakterdi. Ama bu temalar benim için yalnızca bir takım imge ve taslaklar oluşturuyordu. Daha sonra bunlar, bahsi geçen ve benim ağırlıklı olarak bir “hareketler hikâyesi” olarak tarif etmeyi tercih ettiğim hikâyenin daha kişisel bir yorumuna dönüştü ve başkalaştı.”

Khan bu son bölümde, Japon vurmalı çalgılar topluluğu Kodo’nun bir üyesi olan Yoshie Sunahata ile birlikte dans etti. Khan’ın önceki doğaçlama bölümünde seyircilere “dans eden, vurmalı enstrümanlar çalan, şarkı söyleyen çok yetenekli bir sanatçı” olarak tanıttığı Sunahata, finaldeki bu teatral ikili dansta Gandhari karakterini canlandırdı ve gerçekten de bu bölüme -bedeniyle ve sesiyle- zenginlik kattı. Kodo’nun yalnızca kadın çalgıcılardan oluşan Cocon isimli biriminde de çalışma yürüten bu müzisyen-dansçı, eserin program dergisinde, “erkek egemen taiko(3) dünyasında kadınsı ifadenin yeni biçimlerini araştıran bir sanatçı” olarak tanıtılıyor.(4)

Gnosis’le sona eren bu dört koreografilik program, Avrupa’daki çağdaş dans festivallerine “yerel/geleneksel” danslarla zenginlik katan Akram Khan’ı İstanbullularla buluşturmanın yanı sıra, geleneksel dans, müzik, tiyatro ve çağdaş dansın kesişim noktalarında ne tür zenginlikler yakalanabileceğini de ortaya koydu. Gösteri hakkında az da olsa fikir edinebilmek için şu linkteki tanıtım video’suna göz atabilirsiniz:
http://www.youtube.com/watch?v=2wBGgiGPUxI&feature=related

(1)Gnosis, Yunancada “bilgi” anlamına gelir. Sonsuz ve kutsal olanın doğasına yönelik bir içgörü beraberinde, ruhsal aydınlanmaya açılan bir bilinçlenmeye işaret eder. (kaynak: gösterinin program dergisi)
(2)Bu bölümde ve Khan’ın ifadelerinde, program dergisindeki Türkçe çeviri temel alınmıştır.
(3)Geleneksel Japon savaş davullarına verilen isim.
(4)Sanatçının projeye dahil olma sürecine dair daha fazla bilgi için bkz: http://www.kodo.or.jp/news/20091112akram_en.html

23 Nisan 2010 Cuma

"Dans Tarihini Yeniden Düşünmek" yayınlandı...


Editör: Alexandra Carter
Yayına Hazırlayan: Berna Kurt

bgst YAYINLARI, İstanbul, 2009
215 sayfa, 14,7 x 21,5 cm

ISBN: 978-975-6165-35-5

“Dans Tarihini Yeniden Düşünmek”, makalelerden oluşan bir derleme kitap. Dans meraklıları, sanatçılar ve akademisyenler için değerli bir başvuru kaynağı niteliğinde. Kültür, sanat, siyaset ve felsefeye ilgi duyan herkese sesleniyor. Batı merkezli, doğrusal ve ilerlemeci bir anlayışla yazılan dans tarihi kitaplarına alternatif sunuyor. Okuyucuları sahne dansları tarihinin dönüm noktalarına “yeniden bakmaya” davet ediyor. Bale, geleneksel dans, modern/çağdaş dans formlarını kapsayan bu seçki, çok farklı konulara değiniyor:

* Dans tarihi disiplinine yönelik eleştirel bakış açıları,
* “Güneş Kral” 14. Louis’nin temsil ettiği erkek dansçı kimliği,
* 19. yüzyılda yaşamış bir İngiliz balerinin gözünden “bale dünyası”,
* Neo-klasik modanın bale üzerindeki etkisi,
* Kadın sponsorların modern dansın öncü kadınlarının kariyerlerine yönelik katkıları,
* 20. yüzyılın ortalarında Avrupa’daki farklı dans anlayışlarının etkileşimi,
* Modern dansın öncülerinden Laban’ın Nazi hükümetiyle ilişkisi,
* Irkçılıkla mücadele eden siyah dansçı Katherine Dunham’ın modern dans dünyasındaki yeri,
* Geleneksel Hindistan dansı Odissi’nin “yeniden inşa” süreci,
* Fred Astaire’den Michael Jackson’a müzikaller ve popüler müzik videoları,
* Erkek kuğularıyla ünlenen Kuğu Gölü balesinin arka planı,
* Avrupa’daki çağdaş dans pratikleri.

DANS, TARİH, SİYASET, FELSEFE… YENİDEN DÜŞÜNMEK, YENİDEN BAKMAK
Berna Kurt,1 Mart 2009

Dansla ilgili yayınların oldukça sınırlı olduğu ülkemizde, yabancı dillerdeki temel kaynakları Türkçeye kazandırmak önem kazanıyor. Ders kitabı olarak okutulacak, araştırma yapacaklara faydalı olacak ya da farklı konulara meraklı okuyuculara seslenecek kitaplar yayınlamak, dans alanında çalışma yürütenler için oldukça değerli bir çaba. 2007’de Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nden çıkan; çeşitli yazı, makale ve çevirilerden oluşan “Yirminci Yüzyılda Dans Sanatı, Kuram ve Pratik” kitabı bu alanda önemli bir boşluğu doldurmuştu. bgst Yayınları’ndan çıkan “Dans Tarihini Yeniden Düşünmek” de bu alana yeni bir katkı niteliğinde.

Alexandra Carter’ın 2004’te Routledge Yayınevi’nden çıkardığı “Rethinking Dance History: A Reader”ın çevirisi olan bu yeni kitap, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) Dans Birimi’nin ilk yayıncılık projesi. 15 makaleden oluşan bu derleme, farklı ilgi alanlarına sahip okuyuculara seslenecek bir konu çeşitliliğine sahip. Öncelikle; tarih, kültürel çalışmalar, dans, performans çalışmaları, sahne ve gösteri sanatları…vb. başlıklı lisans ve lisansüstü eğitim programlarında okutulabilecek makaleler içeriyor. Bununla birlikte, müzikaller, video-klipler, moda temalı; siyaset, felsefe, sosyoloji toplumsal cinsiyet perspektifli makaleler de bulunuyor. Geleneksel danslar, bale, modern/çağdaş dans, sokak dansları, müzikal dansları gibi dans türlerini konu alan makalelerde; ünlü dansçı kral 14. Louis’den günümüz çağdaş dans sahnesini etkileyen Jérôme Bel, Xavier Le Roy, Vera Mantero gibi koreograflara kadar uzanan çok sayıda isme değiniliyor. Dans meraklılarının aşina olduğu diğer isimler de kabaca şöyle: Loie Fuller, Isadora Duncan, Ruth St Denis, Rudolf Laban, Katherine Dunham, Martha Graham, Mary Wigman, Gene Kelly, Fred Astaire, Michael Jackson, Matthew Bourne, Pina Bausch, Meg Stuart.

Hakim dans tarihçiliğine alternatif bir perspektife sahip olan kitap, balenin ‘ata’sı kabul edilen 16. yüzyıl saray danslarıyla başlatılan; bale, modern dans ve çağdaş dansın gelişimini kronolojik bir sırayla aktaran, doğrusal ve ilerlemeci bir tarih anlayışını yansıtan dans tarihi metinlerinden farklı bir içeriğe sahip. 14 farklı dans yazarı, akademisyen ve dansçı tarafından yazılmış olan makaleler; dönemleri, olayları, kişileri çeşitli tarihsel-toplumsal bağlamlarla ilişkilendirerek tartışıyor. Tarih, siyaset, felsefe, dans alanlarındaki farklı tartışmaları bir araya getirerek, disiplinler arası perspektifler sunuyor. Çeşitli sahne dansı formlarıyla popüler kültürün kesiştiği alanları araştırarak, geleneksel ‘sahne dansı’ kavramını genişletmeyi amaçlıyor.

Kitap, okuyucuları sahne dansları tarihinin dönüm noktalarına “yeniden bakmaya” davet ediyor. Belli konularda oldukça ayrıntılı ve derinlemesine analizler içeren yazılar, birçok yeni tartışmaya kapı aralıyor. Makalelerin düzenlenme biçimi, okuyucuyu herhangi bir noktaya göz atmak, tematik bir gezinti yapmak ya da tüm kitabı baştan sona okumak konusunda serbest bırakıyor.

Makaleler:
-Dans tarihi metinlerinin boşluklarını gündeme getiriyor. Yerleşik tarih yazımcılığı anlayışlarına yönelik eleştirel bakış açıları geliştiriyor. Sessiz bırakılan/üstü örtülen meselelerin üzerine gidiyor.
-Tarih yazımcılığında kimin “sesinin duyulduğu”nu soruyor. Baş balerinlerin arkasında görmeye alışık olduğumuz, adlarını pek de merak etmediğimiz beyaz kuğulardan birinin hatıralarına yer veriyor. Bu balerinlerin deneyimlerini de tarih metninin bir parçası haline getiriyor.
-Toplumsal cinsiyet ve queer perspektiflerini dans sahnesine taşıyor.
-Dansın modayla ilişkisine; hükümetlerin, resmi devlet politikalarının, himayecilik ağlarının dans sanatını nasıl etkilediğine değiniyor.
-Klasik bir dans tarihi metninde pek sık rastlayamayacağımız break dans, hip hop gibi sokak dansı türlerini, müzikallerdeki ve video-kliplerdeki dansları, geleneksel Hint danslarını gündeme getiriyor.
-Çoğu metinde eksik olan bir boşluğu doldurarak, bugünün dans sahnesine de göz atıyor.

Aytül Hasaltun ile “Nigar” Üzerine


Berna Kurt, Aralık 2008
(Bu röportaj, Gist dergisinin 3. sayısında yayınlanmıştır.)

Aytül Hasaltun yeni projesi “Nigar”’ı ilk kez 4 Kasım’da, sonra da 25 Kasım’da (Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde) Talimhane Tiyatrosu’nda sergiledi.

Ben ilk gösterimi seyrettim, kısa notlar aldım* ve çıkışta da birkaç kişiyle gösteri üzerine sohbet ettim. Dolayısıyla ilk izlenim sonucu oluşan sorularım katmerlenmiş oldu. Bu yazı-söyleşide bu soruların bir kısmını Aytül Hasaltun’la paylaşacağım. Ama öncelikle gösteriden bahsetmek istiyorum…**

……

Biz içeri girerken sahnede bir kadın tığ örüyor, fonda aşk temalı bir Türk sanat musikisi eseri. Arkada beyaz çarşaflar asılı, beyaz bir fona çeşitli görüntüler yansıyor… Kadın (Nigar?) ara ara yabancılaştırıcı bir gülümsemeyle seyirciye bakıyor. Yerinden kalıyor; kurduğu saatin tik takları eşliğinde tekrarladığı hareket dizileriyle; hırpalanan, nefessiz kalan, ama her defasında kendini toparlayan bir kadın portresi çiziyor.

Beyaz fona çeşitli çekimler yansıyor: imgesel çağrışımlara açık ilk çekimde; banyoda bir kadın… “Yüksek Yüksek Tepelere…” türküsü eşliğinde ikinci çekime geçiliyor. Müziğin ahengi bozulurken, düğün hazırlığı içindeki kadının görüntüsü seyirciyi yine yabancılaştırıyor: saçlarında süslü tokalar yerine rengârenk mandallar takılı... Sahnedeki kadının üstünde beyaz bir etek, yüzünde ve kollarında mandallar… Yavaş yavaş hareketleri bozuluyor ve mandallarını birer birer çıkarmaya başlıyor. Düşe-kalka seyirciye doğru ilerliyor; bu kez yalın, belki biraz ürkek bir ifadeye bürünüyor...

Beyaz fona yansıyan bir başka çekimde kadın beyaz çarşafın üstünde devinirken, kan kırmızı lekeler göze çarpıyor. Daha sonra sahnedeki kadın İngilizce bir müzik eşliğinde beyaz bir dekor üzerinde hareket ederken; eş zamanlı olarak fonda da yeşil çimenler üzerinde bir kadın yürüyor… Kadın müziğin ritmine uygun biçimde değişen renkli zemin üzerinde devinmeye devam ediyor. Ve sonunda…
……

Nigar tahmin edeceğiniz üzere tek kişilik bir gösteri. Belli bir tema etrafında örülmüş ve dramatik bir bütünlüğe sahip bir oyundan çok; farklı anlamlandırmalara, okumalara açık sahnelerden oluşuyormuş izlenimi veriyor. Kadın bir icracının yine bir kadın ismi verdiği gösterinin sergilenme tarihlerinden biri de 25 Kasım olunca ister istemez çeşitli beklentiler oluşmaya başlıyor:
Nigar, “kadınlık” ya da “toplumsal cinsiyet” meselelerinden yola çıkan; bu meselelere dair “söz”ü olan bir gösteri mi?

Türkiye’de çağdaş gösteri sanatları alanında faaliyet gösteren çok fazla kadın sanatçı olduğu hepimizin malumu. Son yıllarda toplumsal cinsiyet kimliğini ya da cinsel yönelimi (de) sorunsallaştırma çabasına sahip birçok oyun-gösteri seyrediyoruz***. “Nigar”ı da bu alandaki arayışlardan biri olarak yorumlayabiliriz.

Peki Nigar’ın diğer işlerden ayrışan yönleri var mı; yaratıcı(lar)ının farklı bir perspektif sunma derdi söz konusu mu?

Gösteriyi seyretmeden önce oluşan sorular bunlar. Seyir sonrası da artıyor sorular. En doğru adres tabii ki Aytül Hasaltun:

►Gösteriyi çıkarma sürecinden bahsedebilir misin biraz? Örneğin yola çıkış noktan neydi? Gösterinin diğer unsurlarıyla (görüntü, müzik, dekor, süpervizörlük…vb.) nasıl ilişkilendin? Dramaturjini oluştururken nelerden faydalandın?

Hareket eden “şey”ler dikkatimi çeker her zaman. Bir önceki işim olan artı-K (ama düşlerim)’de pet şişeler vardı sahnede. Nigar’da beni etkileyen, Tophane’nin dar ve eski sokaklarında camdan cama asılmış ve küçücük bir esintiyle bile hareket eden rengârenk çarşaflardı. O çarşaflarla yaşanan hayatları merak ettim. O evlerdeki ortak yaşam, bu çarşaflar kadar renkli miydi? Buradan hareketle başladı Nigar. Sonra kendimi sorgulama sürecim başladı. Benim çarşaflarım nasıl? Ben neden sokağa asmıyorum çarşaflarımı? Ve benim hayallerim nerelerde kırıldı? Kadınlığımdan dolayı ezilenim, Nigar hem kadın hem de ezilen sınıfa ait bir kadın. Bu içindir ki, “hem yoksun hem yoksul”. Dolayısıyla ortak bir kaderimiz var; yoksunluklarımız. Ayrıştığımız yerler de var elbette. Ben kendimi daha rahat ifade edebilir ve daha iyi koruyabilirim. Nigar kendini ifade etse bile çıkışı olmayabilir. Sonuçta her gün gazete haberlerinde, polise şikâyetinden sonra kocasına teslim edilen ve artık ölmüş olan kadın haberleri okuyoruz hepimiz. Ben ağladığımla kalmak istemediğim için böyle bir iş tasarladım. Çarşaflarını pırıl pırıl güneş altında, havadar bir mekânda kurutan kadını; hava alamadığı, sıkıştığı evinden görüntüledim. Bu nokta çok ironik aynı zamanda.

Gösteride sahnedeki Nigar, kamerayla sahneye yansıyan ise Aytül. Aynı hareket başlangıçlarını kullanıyoruz. Her iki kadın da nefessiz. Her iki kadın da mandal kullanıyor; her iki kadının da en reel ilişki alanı yatak. Videoları Kıvanç Demirtaş hazırladı. Ve gösterinin anlamlı bir parçası olması için epey mesai harcadık. Çünkü projeksiyondan yansıyan kadın, sahnedeki kadın kadar canlı olmalıydı.

Müzik Nigar’ı seyirciye daha iyi tanıtmanın yoluydu. Giriş parçamız Perihan Altındağ Sözeri’nin “Çok Görmeyin Ne Olur” adlı Hicaz parçası. Hicaz makamı konservatuarda tanıdığım ve ruhuma en iyi gelen makamdır. Diğer iki parçamız ise hayatımıza yeni katılan ama iyi ki de katılan Efe Sümer’e ait. Efe bu işe hem müziklerini verdi hem de ışık yönetimimizi yapıyor. Bir de Eminönü alt geçidinden aldığım gelin bebeğin “Yüksek Yüksek Tepeler”i var ki o da hem Balkan kına gecesi türküsüdür hem de gösteri esnasında ağırlaşan havayı dağıtabilmenin yolu oldu.

Dekor için şunları söyleyebilirim. Arkada renkli mandallarla ipe gerilmiş beyaz çarşaflarımız var ve esintiyle hareket ediyorlar. Oldukça büyük bir yatağı sahneye 75 derecelik bir açıyla yerleştirdik. Farklı bir düzlemde hareket etmek uzun zamandan beri düşündüğüm bir şeydi. Kısmet Nigar’aymış. Bu beni hareket olarak zorlayan bir noktaya götürmekle birlikte, mekân algısını kırmamı sağladı. Yatağı hep kullandığımız haliyle sahneye kursaydık eğer o heybetli ve yüce bir dağa dönüşmüş olanı, belki de asla ulaşılamayacak olanı bu kadar iyi anlatamazdım. Son bölümde yatağın üzerine düşen grafik-animasyon benim pek bayıldığım ve kafamın karışmasına neden olan çiçek desenlerinden oluştu. Bir papatyanın içinde “debelenmek” ruhen çok acıtan bir sembol. Ve finalde ben de acının kendisi oluyorum. Dekor Fadıl Öztürk’e ait. Grafik-Animasyon Kemal Bozkurt’un elinden çıktı.

Solo çalışmak hem çok sıkıcı, hem çok zor, hem çabuk kaybolabildiğin bir alan. En azından bende öyle oluyor. Elli dakika boyunca sahnede tek başına olmak korkutucu olmakla beraber farklı bir özeni ve disiplini de getiriyor. İşte bu noktada Candaş devreye girdi. Onun gözüyle kaybolmaktan kurtuldum; ya da şöyle diyebilirim, kaybolduğum anda Nigar’ı buldum. Candaş zaten uzun zamandan beri farklı alanlarda çalıştığım, aklına ve kalbine sonsuz güvendiğim bir kadındır; ve bu işte de, benim dışarıdaki gözüm oldu.

Nigar bütünlüklü bir öykü değil. Olmasını da istemedik. İki kadının üç hali var. Genel hali, nefessizlik; geçmişi düğün sahnesi ve özel hali ise yatak.

►Gösteride kullandığın mandallar bir sürü çağrışıma yol açıyor. Ben sevgiyi, emeği ve şiddeti bir arada barındıran, çelişkilerle dolu “özel alan”la ya da “kadın dünyası”yla bağlantı kurdum… Bedenine uyguladığın şiddetle seyircide oluşturmak istediğin etki neydi?

Mandalları toplumsal baskı olarak aldım. Evlilik baskısını çokça hissetmiş biri olmakla beraber, mandalları ancak süslenmek için kullandım; evliliğin kurumsal yapısının getirebileceği zorunlulukları bizim sınırlarımız belirledi. Ve böylelikle evlilik ritüelinin keyifli yanlarını yaşadım. Benim mandallarım saçlarımı topladığım, süslediğim tokalara dönüştü. Ama tecavüzcüsüyle evlendirilen bir kadın için evlilik, hiç de keyifle ve mutlulukla andığı bir olay olamaz. Sonuçta benim ideolojik bir duruşum var ve haklarım için mücadele edebilirim. Nigar’ın elini kolunu bağlayan türlü nedenler olacaktık. Yakın tarihimizde Hüseyin Üzmez vakası var. Kızın yaşını tespit etmek için kemikleri incelendi, son derece saçma bir nedeni olduğu halde. Yaş ilerledikçe tacizden daha az etkilenilir diye bir şey olabilir mi? Bu çok aşağılayıcı bir şey. Erkekliğe göre kurulu sistemi sürdüren tutumu çok net gördüğümüz bir şey. Bedenimde yaşadığım acıyı seyircinin görmesini istedim çünkü çoğu zaman o acıya dokunduğumuzu ya da anladığımızı sanıyoruz. Gerçekte ne kadarını anlıyoruz? Bu bölümü pornografik olarak tanımlıyorum aslında. Bundan anladığım da olanı olduğu haliyle göstermek.

►25 Kasım’da sergileme tercihinden bahsedebilir misin? Daha önce de kadınlara yönelik atölyeler yürüttüğünü biliyoruz. Benzeri projelerin var mı?

25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü”. Benim için özel elbette. Çünkü şiddetin her türlüsünü, hayatından çıkartmanın yollarını aramalı, kendini insan olarak tanımlayan herkes. Kadının yaşadığıysa en ağırı. Kapitalizmde kadınsanız iki defa eziliyorsunuz. Taciz, her kadının neredeyse her gün yaşadığı, tecavüzü bildiğim kadarıyla her üç kadından biri en az bir kez yaşamış, gazeteler öldürülen kadınların haberleriyle dolu. Kapitalizm vahşileştikçe kadına yönelik şiddet artıyor. Töre, namus, aile ve şimdilerde yaşanan ekonomik kriz önce kadına vuruyor. Evlilik ve düğün ritüellerine baktığınızda da dehşetle şunu görüyorsunuz; evlilik kadını, içindeki şeytandan kurtarmanın yolu. Bu korkunç bir ikiyüzlülük. Hani kadın melekti, çiçekti? Ama bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil şüphesiz, dünyada da tüyler ürperten gelenekler ve ideoloji ve istismarlar var. Afganistan’da yüzü kezzap atılarak yakılmamış kadın yok neredeyse. Afrika’da kadının cinsel zevk almasını engellemek için sünnet geleneği var. Avrupa ve Amerika’da aynı. Amerika tecavüzün en fazla yaşandığı yer. Çin’de kız çocukları daha anne karnındayken öldürülüyor. İşte bunun için kadın meselesi tali bir mesele değil. Ama bu sorunun çözümü için de sosyalizm ön koşul.

Kadın olarak hayatıma devam ettiğim sürece bununla uğraşacağım. İlerisi için tasarılarımda belki bu kadar altı çizili olmasa da kadınlık durumuna ilişkin cümleler olur diye düşünüyorum. Şimdi için hedefimiz bu işi götürebildiğimiz tüm illerdeki kadınlarla paylaşmak. Ve yalnız olmadıklarını bildirmek. Kemal’le ben seçimlerde 2. Bölge’de Ayşe Tükrükçü’ye oy vermiştik. Tek nedenimiz onun, adım attığı yolda biraz daha cesaretle ilerlemesine yardımcı olmaktı. Ayşe Tükrükçü’ye 784 oy çıktı bizlerden. Ve elbette ben de yalnızlıkduygumdan kurtulmak istiyorum. Kendim gibi olan başkalarına ihtiyaç duyuyorum.

►Çağdaş gösteri sanatlarında birbiri ardına kadın temalı gösteriler sergileniyor. Bunu neye bağlıyorsun? Nigar’ın bu işlerden ayrışan yönleri olmasını hedefledin mi?

Sıraladığın işlerden Engin-Ar’ı izledim. Engin-Ar’ın izlediğim en iyi işlerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Candaş’ın bu işin hayalini kurduğu ilk günlerdeki heyecanına da şahidim. Öteki işleri yakalayamadım bir türlü. Ama hâlâ oynadıkları için, içim rahat. Asıl soruna gelince; çağdaş dans Türkiye’de yeni yeni kabuğunu kırmakta ve kişisel yaşantılardan çıkan işler dönemini tüketti artık. Kimlik, bu topraklarda çok büyük sorun. Kadın, Kürt, Ermeni, Rum, türban, lezbiyen, gay ve transseksüel hepsi için ayrı ayrı ve ağır dramlar yaşanıyor. Bunu mesele edip konu almak değil, bunları duyarlı olan kişiler olarak yok sayarak iş üretmeye çalışmak esas anlaşılmaz olan.

Dediğim gibi bahsettiğin işlerin hepsini görmedim ama sanırım Nigar’ın diğer işlerden ayrışan en önemli yanı ezilen sınıfın bir üyesi olması. Nigar dantel örer, misafir koltuklarında değil de sandalyede oturup kocasını bekler, evinin dışarıya açılan bölümünde yeni yıkadığı çamaşırlarını kurutur ve radyodan sanat müziği dinler. Engin-Ar’da karakter orta sınıfın bir üyesiydi. Nigar, Engin-Ar’daki gibi evinde kızlı erkekli parti veremez; olsa olsa kadın komşuları için gün yapabilir. Nigar aslında hiç dile getiremediklerini, asla getiremeyeceklerini sahne aracılığıyla bizimle paylaşıyor.

►Sahnede yerel bir dilden faydalandığın kısa anlar var ama oyunun bütününe yayılmıyor. Düğün sahnesindeki kısa çiftetelli dansı, Türkçe şarkı sözleri…vb. “Yerelleştirme” bilinçli bir tercih miydi?

Doğalında öyle çünkü ben Türkiyeliyim ve ancak kendi durduğum yerden bakarsam samimi ve gerçek olurum. Bununla birlikte ekip olarak, oryantalizme kaymaması için çok dikkat ettik. Türkiyeli olmaktan çok kadın ve dansçı olarak sahnede olmayı tercih ettim. Ama yaşadığım yer burası ve topraktan gelen özellikler bende var şüphesiz.

►“Halk dansları” eğitimi almış ve kendini çağdaş dans alanında geliştirmiş bir dansçı olarak bu dans türleri arasında yapılan ayrımlar; Türkiye’deki dansçıların bu konudaki tercihleri hakkında ne düşünüyorsun?

Bu tercih meselesini çağdaş dansın başarısı olarak görüyorum. Çünkü çağdaş dans özgür ve demokratik bir yaklaşım sunuyor. Hiyerarşi, düzen, akrobasi gibi tali durumlarla değil, anlatmak istediğini en iyi nasıl anlatabileceğinle ilgileniyor. Her disipline açık ve her ifadeye de açık. Ben çok uzun zamandır halk danslarıyla ilgilenmiyorum. Okulla beraber bittirdim o dönemi; çünkü bölümün adı konusunda bile çok çaba verdim. Değiştiremeyeceğimi ve bunun için mücadele vermek istemediğimi fark ettiğim andan itibaren çağdaş dansla ilişkimi derinleştirdim. Şimdi başka bir iş yapabileceğimi zannetmiyorum. Ben hikâye anlatmayı seviyorum; bunu da en özgür biçimde çağdaş dans ile gerçekleştiriyorum.

* Bu yaz Bimeras Kültür Vakfı sayesinde edindiğim bursla İmPulsTanz Viyana Uluslararası Dans Festivali'ndeki “dans eleştirmenliği-yazarlığı” atölyesine katıldım. Üç haftalık atölye boyunca seyrettiğim otuza yakın gösteri sırasında not tutmam ve hemen sonrasında yazı yazmam gerekiyordu. Artık yazı yazma niyetim varsa not almadan edemiyorum; faydasını gördüm.
** Neden mi?: Herhangi bir gösteri üzerine yazdığınız bir yazıda, söz konusu gösteriden kısaca “bahsetmek” tavsiye ediliyor. Çünkü gösteriyi seyretmemiş, belki de hiç seyretmeyecek olan bir kişi de bu yazıyı okumak isteyebilir. Hedef eğer bu alana yönelik sınırlı merakı taze tutmak, dans alanına dair tartışmaları çoğaltmaksa, böyle bir kısa bölüm işlevli olacaktır...
*** En yakın dönemden birkaç örnek: Engin-Ar, Atrofi 1 İsimler Evi, Çirkin İnsan Yavrusu, Vakit Tamam Beyler Kapatıyoruz…